Günce (1), açlık ve ölüm


1916… I. Dünya Savaşı sürmektedir. Ocak ayı ortalarıdır. Mustafa Kemal, karargâhı Edirne’de bulunan 16. Kolordu Komutanlığı’na atandığını öğrenir. Edirne, Mustafa Kemal’i; zafer taklarında “Yaşasın Arıburnu ve Anafartalar Kahramanı Mustafa Kemal Bey” cümlesiyle karşılayacaktır. Ancak 10 Mart’ta bir değişiklik gerçekleşecek, Mustafa Kemal, Doğu Cephesi’nde aynı isimle kurulan kolordunun komutanı olarak atanacak ve ayın sonunda Karargâh’ı, Diyarbakır’da göreve başlayacaktır. 16. Kolordu, Doğu Anadolu Cephesi’nin en sağ kanadıdır. “Onun sağında cephe ve kuvvet yoktu.” der Şevket Süreyya Aydemir. Ruslar Doğu Anadolu’yu işgal etmeye başlamıştır. Ermeniler de bu işgali kolaylaştırmak için Müslüman köylerine baskınlar düzenlemektedir.

1 Nisan’da generalliğe yükseltilen Mustafa Kemal, artık “Paşa” dır ve 1916 yılında Mustafa Kemal Paşa at sırtından inmeyecek, haritası bile olmayan yerlerde, imkânsızlıklar içinde günlerce mücadele ederek savaşacaktır. Yaz sonlarına doğru, Buğlan Gediği (Bingöl) muharebelerine yetişmek isteyen Mustafa Kemal Paşa için, “otuz altı saat hayvandan inmeden cebri yürüyüş yapmış ve ayağının tozu ile gayet kritik bir vaziyete girmiş olan muharebe cephesinin emir ve kumandasını eline almıştır.” diyecektir hatırlarında yaveri Cevat Abbas Gürer.

Ekim 1916 yine at sırtında ve çevrede yapılan gezilerle geçer. Mevsim nedeniyle muharebeler durmuştur. Ve Kasım 1916… Mustafa Kemal Paşa, 7 Kasım-24 Aralık 1916 tarihleri arasında bir “günce” tutmuştur; Bitlis’e giderken yol boyu gördüğü içler acısı insan manzaralarını anlatan, çeşitli değerlendirmeler içeren bir güncedir bu ve onu yaveri Şükrü Tezer’e vermiştir. Tarihi ve de Osmanlı’nın durumunu bir de bu Günce’nin satırlarından okuyalım… (Atatürk’ün Hatıra Defteri)

7 Kasım Mustafa Kemal Paşa Bitlis Cephesi’ni denetlemek için sabah erkenden Silvan’dan Bitlis’e hareket eder. Yanında, 5. Tümen Komutanlığına yeni atanan Albay Ali Fuat (Cebesoy) ve 16. Kolordu Kurmay Başkanı İzzettin Bey (Çalışlar) vardır. Batman yani Malabadi Köprüsü’ne varıp öğlen 12.00’a kadar burada dinlenirler. Üç saat yürüdükten sonra geceyi geçirmek için bir evlik köye gelirler. Mustafa Kemal Paşa gördüklerini şöyle not düşer: “Batman Köprüsü’nü geçer geçmez yol üzerinde yatmış, kalmış ölü bir adam, açlıktan. Köprü ile konuk mahallimiz arasında aynı durumda iki adam. Muhacir imişler.” Sürekli öksürük nöbetiyle boğuşan Mustafa Kemal Paşa yeni ölmüş iki beygiri de görünce şu notu da düşmüş: “İnsanlar ve hayvanlar açlıktan ölüyorlar!”

8 Kasım… Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları Silvan’dan Ziyaret’e geçerler. Geceyi, Fuat Bey’in (Bulca) komuta ettiği 23. Alay ordugâhı civarında çadırda geçirirler.

9 Kasım… “Ziyaret Veyselkarani’den hareket olundu…. Ziyaret önünde Şeyh Hazret gönüllülerinden 150 kişiye tesadüf ettik. Bunları gözden geçirdim. İaşelerinin temini istirhamında bulundular… Yollarda birçok göçmen gördük. Bitlis’e dönüyorlar. Cümlesi aç, sefil, ölüme mahkûm bir halde 4-5 yaşında bir çocuğu ebeveyni yol üstünde bırakmışlar, bu da bir karı-kocanın ardına takılmış. Onları ağlayarak 100 metreden izliyor. Kendilerini niçin çocuğu almadıkları için azarladım. ‘Bizim evladımız değildir.’ dediler…” diye yazar Mustafa Kemal Paşa. Destumi’ye varılır ve Mustafa Kemal Paşa buradaki sağlık ocağını Şükrü (Tezer) Efendi’ye teftiş ettirir, binanın onarılması gerekmektedir. Geceyi, Duhan’ın kuzeyinde 13. Alay’ın eski ordugâhında çadırda geçirirler.

10 Kasım… Mustafa Kemal Paşa; “Öksürükten ve çadırın kötü kurulmuş olmasından ve rüzgârdan dolayı çok kötü uyudum.” diye yazar. Bu arada, “düşmanın Bitlis cephesine saldırması halinde 30 tabur verilebileceği ve bu açıdan incelenmesi ile ilgili” kişiye özel bir şifre almıştır. Öğlen üzeri Duhan’dan Bitlis’e varılır. Refet Paşa ve emrindekiler, bir saat uzaklıktan karşılarlar… “Yol boyunca iki yerde insan leşleri ve kemikleri görüldü. Açlıktan ölüp kalan hayvanlar gibi.” diye not düşmüştür Mustafa Kemal Paşa. Refet Paşa’nın evinde kalan Mustafa Kemal Paşa, geceyi yine “öksürükten muzdarip” olarak geçirecektir.

11 Kasım… Mustafa Kemal Paşa, sabah Bitlis yakınındaki 15. Alay cephesini denetler ve tekrar Bitlis’e döner.

12 Kasım… Refet Paşa rahatsızdır ve dönüş için izin alır. Yarbay Ali Bey’in (Çetinkaya) komuta ettiği, 2 saat mesafedeki 14. Alay denetlenir. Refet Paşa, uzaklığı 4 saat olarak söylemiştir. “Hiç gelmemiş, bilmiyor.” diye not düşer Mustafa Kemal Paşa. Erlerin durumu iyidir. Notları şöyle devam eder: “Akşam rakı büfesi hazırlamışlar. Diğer subaylar (zabitan) için de böyle. Askere bu kadar yakın bulunan subaylar için durumu uygun görmedim. Yeni Tümen Komutanı Ali Fuat Bey’le (Cebesoy) bu konu görüşüldü. Gece, Alay komutanının barakasında yattım. Öksürükten pek fena uyudum.”

Bu satırlar, Mustafa Kemal Paşa’nın görevdeyken içki içmeme konusundaki duyarlılığını ve disiplinini açıkça göstermektedir. Atatürk’le ilişkisini, “I. Dünya Harbi’nde yakından tanımak şerefine nail olduğum” ifadesiyle veren yaver Şükrü Tezer, 12 Kasım notlarının altına bazı açıklamalarda bulunmayı kendine görev bilmiştir. Özetle şunları yazar: “İtiraf etmek lazım gelir ki, bu mevzuda ve özel maksatlarla aziz Ata’mız hakkında bir takım menfi cereyanlar yaratmak için ortaya bazı bedbahtlar çıktığı görülmüştür… Onun, uzun günler hatta aylarca devam eden normal zamanlardan başka bilhassa cephe teftiş seyahatlerinde içki kullandıkları asla vaki değildir ve böyle zamanlarda en ufak bir arzu bile göstermezlerdi. Bu hal, bütün harp yılları boyunca yalnız bir defa ve emri vaki şeklinde olmuştur ki o da, yukarıdaki hatırdaki yazılı olanıdır ve onun da kendileri tarafından nasıl karşılanmış ve hiç de hoşuna gitmemiş olduğu aşikârdır… Bununla beraber, Mustafa Kemal’in içki sofrası, her zaman bir toplantıya vesile olmak ve bu münasebetle de günün hadiselerine temas ve geleceğe ait görüş ve sezişlerini açıklayarak münakaşasını yapmak için tertip olunurdu. Mamafih, böyle vaziyetlerde ve büfenin erken saatlerinde bile olsa, bir fevkaladelik çıkması veya mesela cepheye ait mühim bir olayın anlaşılması anında, ortada ne varsa hepsi kaldırılarak masada hiçbir şey bırakılmaz, bunların yerini derhal Genelkurmay’ın 1/200.000 mikyasındaki haritaları işgal eder ve bunlar üzerinde vakur edası ile, daima düşünce gücüne ve iradesine hâkim olarak önemli kararlar almak hususunda asla ve zerrece tereddüt göstermezlerdi…”

Bu bağlamda, 10 Kasım’da Anıtkabir’de slogan attırmanın bir acizlik olduğunu ve tapınma içgüdüsü ile slogan atan, sevk ve idare altındaki gençleri şiddetle kınadığımızı ifade edelim. Diğer yandan, hazır buldukları Cumhuriyet’in tüm nimetlerinden yararlanıp “İki tane ayyaş …” ifadesini kullanmayı üstünlük sayan bedbahtları da şehitlere havale edelim…

Devam edecek…

Canan Murtezaoğlu