Göbeklitepe; insanın atası sanıldığı kadar ilkel değil


“İnsanoğlu söz konusu olmadan sonsuz zamandan bir kesit kesin geçmiştir.” der Kur’an İnsan Suresi, birinci ayette. Bilimde ilerleme sürdükçe, belli ki üzerinde yaşadığımız toprakla da çevrili olduğumuz evrenle de daha tanıdık, eski ifadeyle daha aşina hale geleceğiz. Örneğin sadece birkaç gün önce gökbilimcilerin, galaksimizin (Samanyolu) merkezi doğrultusundan olağan dışı ve günümüzde bilinen hiçbir kalıba uymayan sinyaller geldiği yönündeki açıklamalarını basından okuduk. Belki gün gelecek, söz konusu olmadığımız zaman hakkında da pek çok şey öğrenebileceğiz.

Yazı konumuz kendi topraklarımızla ilgili; Şanlıurfa’da, bir kült yani tapınma alanı olduğu anlaşılan, Türkiye’nin 18. miras öğesi olarak UNESCO tarafından Dünya Mirası kalıcı listesine alınan (2018) ve 12 bin yıl öncesine uzandığı düşünülen Göbeklitepe…

Farklı kaynaklardan derlediğimiz bilgileri özetleyelim:

1963’te Örencik köyü yakınında keşfedilen Göbeklitepe’yi önemli kılan, kazılarda elde edilen bulguların Neolitik yani Cilalı Taş Devri öncesi döneme işaret ediyor olmasıdır. O dönemin insan toplulukları “avcı toplayıcı” olarak bilinmektedir ve bu insan topluluklarının yerleşim ve tarım kavramlarından uzak olduğu düşünülmektedir. Oysa durum tam tersidir. Kazılardaki bulgulara göre bu “avcı toplayıcı” gruplar, tarımdan önce yerleşik hayata geçmiştir. Bilim dünyası şaşkınlık içindedir; Neolitik Devrim kavramı ve tarımla yerleşik düzene geçildiği düşüncesi sorgulanmaya başlar.

En eski faaliyetleri tarihlendirme olanağı şimdilik olmasa da mevcut bulgu ve bilgilerle Göbeklitepe, Mısır piramitlerinden ve İngiltere’deki Stonehenge’den binlerce yıl önce inşa edilmiş görünüyor. Göbeklitepe’nin anıtsal boyutlardaki mimarisi ve diğer bulgular, basit standartlarla tanımlanan “avcı-toplayıcı” ların aslında gelişmiş ve çok yönlü bir sosyal yapıya sahip olduklarını da gösterir nitelikte ve bu toplumlar “son avcı toplayıcı” gruplar olarak da adlandırılıyor. Bölge hakkında ilk bilgiler; Peter Benedict’in “Survey Work in Southeastern Anatolia” adlı makalesinde paylaşılmış ancak çok dikkat çekmemiş. (1980)

Şanlıurfa Müzesi Başkanlığı, Göbeklitepe kazılarını 1995’te başlatmış. Danışmanlar önce Harald Hauptmann, daha sonra da Klaus Schmidt olmuş. Alman arkeolog Klaus Schmidt, çeyrek asır önce burada yaptığı kazılarda 20’den fazla anıtsal yuvarlak yapıya ulaşmış. Ulaşılan taş âletler ve diğer buluntular bu dairesel yapıların avcı-toplayıcı topluluklar tarafından inşa edildiğini belirlemiş. Vahşi hayvanlara ait on binlerce hayvan kemiğinin bulunduğu höyükte, ıslah edilmiş tahıl ya da bir bitkiye ait herhangi bir bulgu ise mevcut değil. Schmidt’e göre burası yerleşim yeri değil, bir ritüel merkezi veya sunaktır. Bu ifade, organize ritüeller için toplumların tarıma geçtiği ve hayvanları evcilleştirilmeye başladığı zamanları esas alan görüşe uymamaktadır. Gökbeklitepe’deki bulgular mevcut kabulün irdelenmesine neden olmuştur.

Ancak durum bununla da sınırlı değildir. Son birkaç yılda yapılan kazılar sonucunda, bu kez de Schmidt’in ilk yorumları alt üst olur. Yeni kazı ekibi birkaç metre daha derine inince, ev ve sabit yerleşim alanlarına ulaşır ve bu alanlar anıtsal yapıların zeminlerinin altında bulunmaktadır. Arkeologlarımız da aynı dönemde inşa edildiği düşünülen, benzer özelliklere sahip 11 yeni tepe daha tespit etmiş bulunuyorlar. Görünen o ki, tarih öncesi yeniden yazılacaktır.

Göbeklitepe’nin çevresinde yaşayanların hayvanları ve bitkileri evcilleştirme yolunda olduklarını tespit eden yeni kazı ekibinin görüşüne göre de Göbeklitepe sakinleri bu duruma direnmişler. Alman Arkeoloji Enstitüsü ekibini yöneten Lee Clare verdiği bir röportajda şöyle demiş:

“Göbeklitepe’nin sütunlarını ve duvarlarını kaplayan ayrıntılı tilki, leopar, yılan ve akbaba oymaları, her gün karşılaştığınız hayvanlar değil. Onlar resimden daha fazlasını ifade ediyor; grupları bir arada tutmak ve ortak bir kimlik yaratmak için çok önemli olan anlatılar.”* Clare’ e göre Göbeklitepe, Stonehenge’den 6.000 yıl önce inşa edilmiş.

2015’te tamamlanan Şanlıurfa Arkeoloji ve Mozaik Müzesi, Göbeklitepe’nin en büyük anıtsal yapısını ve görkemli T sütunlarını -tam ölçek kopyalar olarak- barındırıyor. Kireç taşından yapılmış, T sütun diye ifade edilen dikilitaşlar, insan vücudunu üç boyutlu olarak betimleyen stilize tarzda yontular olarak kabul ediliyor. Bunların, tanrıları sembolize ettiği de düşünülüyor. Oymalar ise insan, el-kol, hayvan ve soyut sembollerden oluşuyor ve süsleme olamayacak kadar yoğun kullanılmışlar. Hayvan kabartmalarındaki ustalık dikkat çektiği gibi bu figürlerin hepsi erkek olarak tasvir edilmiş. İnsan figürlerinde de benzer bir durum söz konusu. Tek istisnası ise çıplak bir kadın figürünün yer aldığı, aslanlı sütun denilen dikilitaştaki bir levha…

Göbeklitepe, birçok popüler kaynakta “Tarihin sıfır noktası” olarak nitelendiriliyor. Anadolu’nun Dekorları (Bir GAP Gezisi) adlı kitabında şu cümlelere yer vermiş yazarımız Tülay Hergünlü; “Der Spiegel Dergisi’nde çıkan bir makalede, Âdem ve Havva’nın burada yaşadığı iddiaları yer almış. Burada yaşayanlar yapıları toprağa gömmüşler ve buraları terk etmişler. Bu nedenle de Göbeklitepe çok iyi korunmuş. İnsanlık tarihinin yazıyla başladığı kabul edilir. İnanç tarihi ise Göbeklitepe ile başlamış gibi görünüyor ve bu tarih sadece bizde mevcut; Anadolu’da, Şanlıurfa’da…”**

Yurt dışında da Göbeklitepe ile ilgili birçok makalenin yayınlandığını biliyoruz. Bunların ikisi National Geographic dergisinde olup “Dinin Doğuşu” ve “Dünyanın En Eski Tapınağı Restore Ediliyor” başlıklı yazılardır.***

Bugünlerde, Şanlıurfa Neolitik Çağ Araştırmaları Projesi kapsamında, aynı bölgede, komünal mekânlar olduğu düşünülen “Taş Tepeler” adıyla 12 kazı çalışması da başlatılmış bulunuyor.

Devlet’imizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, “Anadolu, en büyük hazinedir.” sözünü de vererek diyebiliriz ki; Anadolu’daki kadim ve zengin kültür, Göbeklitepe ile bir kez daha gün yüzüne çıktı, bir kez daha kendini bizlere ve tüm dünyaya hatırlattı.

Ayrıca görüldü ki, tarih öncesi insan olarak sınıflandırılan insanın atası sanıldığı kadar ilkel değil.
***
Birkaç gün önce Göbeklitepe’yi ziyaret eden ve kısa bir video çekimi yaparak bizlerle paylaşan Cenap Murtezaoğlu’na da teşekkür ediyoruz. “Bu kültür, sosyolojik tarihte bir kırılma yarattı.” diyen Murtezaoğlu, Göbeklkitepe’de yeniden yazılan tarihin, Hz. İbrahim’le başladığını kabul ettiğimiz üç büyük din açısından da sorgulanmasını öneriyor.

Canan Murtezaoğlu

 

Dinlemek için tıklayın

 

 

 

 

 

Yararlanılan Başlıca Kaynaklar:
*https://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-58247289
** Tülay Hergünlü; Anadolu’nun Dekorları, Doğu Kitabevi, s.51
***Ayrıntılar için Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi, Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü Öğretim Üyesi Aslı Yağmurlu’nun çalışmasına bakılabilir: https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1079558