Geç kalmış bir olgu, “millîlik” üzerine


Merhaba canlar,

Tarih çalışmalarımda karşıma çıkan önemli bir sorun, kavimlerin, toplumların millîleşme sürecidir.

İnsan toplulukları, tarihin uzun bir dönemini kırsal aşamanın dağınıklığında geçirmiş, önce köy-kasaba kurarak, kültürler oluşturmuş ve bazı toplumlar örneğin Sümerler tarihte ilk defa kent kültürü çeşitliliğini iki bin yaşayabilmiştir.

Tarihsel süreçte kentleşme, uzmanlaşmayı ve bilgi birikim çeşitliliğini sağlamıştır. Bunun sonuçları ile örneğin Fenikeliler, Grekler hem kent devletleri oluşturmuş hem de çok uzak bölgelere ulaşarak erken bir sermaye akımı sağlayacak kolonizasyon düzeni kurabilmişlerdir.

Örneğin Fenikeliler ve Grekler MÖ. 8 yüzyıldan başlayarak Batı Akdeniz’de Cadiz, Kartaca, Marsilya; Karadeniz’de Kırım ve civarı ve de Sinop, Trabzon gibi kentleri kurup yüzyıllarca ticareti sağlamışlardır.

Bu sermaye birikimi, özellikle Attika (Yunanistan), İyonya, Likya, Karya gibi (Ege) kentlerde sosyal yaşamı; farklı politik, bilimsel ve sosyolojik değerlere ulaştırmıştır.

Zenginleşen kentler felsefe ve bilimin koruyuculuğu ile yani Mesen statüsü ile halka demokrasinin yolunu açmıştır. Bunun derin kültürel yapısı millîleşmenin ortak değerlerini dokumuştur.

Tarihin nehri aktıkça bu kent gücü birleşerek devlet hatta imparatorluklara bir tür beşik görevi sağlamıştır.

Fakat imparatorlukların çok renkliliği, millîliğin homojen yapısının dayanışma gücünü sağlayamadığından imparatorluklar zamanla yerlerini millî devlet olgusuna bırakmaya başlamıştır.

Tarihin günümüze kadar gelen ilk millî devleti, millî toplumsal yerleşim sağlayan Büyük Britanya devletidir. Millîleşmesi 8/9 yüzyılda başlamış ve çeşitlenerek yürüyüşünü sürdürmüştür. Onu dört-beş yüzyıl gecikme ile Fransa takip etmiştir. Rusya Büyük Petro ile millîleşmeye 18. yüzyılda başlamış, Almanlar da 19. yüzyılda Bismarck politikaları ile bunu yakalayabilmiştir.

Bunları yazmamın nedeni 2000 yıllık tarihimizde karşılaştırmalı bir değerlendirmeye yer vermek içindir.

Millî devlet toplumun en uç noktalarından güç alarak kurumsallaşır ve bu da hafıza yarattığı gibi dayanışma ve süreklilik sağlar. Biz Türkler bu kurumsallaşmayı bireysel beceriye dayandırıp millî bir ortam oluşturamadığımızdan 16 devlet kurup sonra dağıldık.

Mustafa Kemal’imizin bilgi birikimi bunu fark ettiğinden, ilk iş “Misakı Millî” tanımı oldu.

Sonra Cumhuriyet, millî değerleri esas alan “Ne mutlu Türküm diyene” sözü ile bugüne de ulaşan bir oluşuma neden oldu.

Tarihte geç kalmıştık, Atatürk’ümüz bunu çağdaş medeniyetler seviyesine ulaşmak hedefi ile açıkladı.

Bu hedef; millî sermaye, bilim, düşünce, sanat, eğitim, siyaset, sanayi anlayışını veriyordu.

Çok kısa zamanda, geri kalınan bu Amok koşusundan kurtulmanın yolları aşıldı. Bunun temel nedeni millî ruhun dayanışma karakteri idi.

Ne yazık ki 2002’de Türk toplumu 1950’den başlayan fikrî kısırlaştırma ile nitelik kaybetmeye başlayınca nicelik kaybı da kendini göstermeye başladı ve ne acıdır ki 2022 bunun zirve yaptığı bir zaman oldu.

Önemli bir kavşaktayız canlar, size bir tarih nehri anlattım, kayığımız su alıyor, kurtaracak olan bizlerin millî duygularıdır. Çözümü başka yerde aramayıp bu gidişe dur diyelim, yoksa bu nehrin suları çok topluma mekân oldu.

Sevgi ile kalın…

Cenap Murtezaoğlu – İşletmeci