Doğan çocuğun adı: Cumhuriyet


Lozan Antlaşması ile yabancı işgalinden tamamen kurtulan Türkiye’nin  toprak bütünlüğü sağlanır. Sıra, yeni Türkiye’nin başkentini kanunla belirlemeye gelmiştir. Düşünceler, başkentin Anadolu’da ve Ankara’da olması yönündedir. Ancak, Refet Paşa başta olmak üzere, yeni bazı İstanbul mebusları, İstanbul’un “payitaht” olarak kalması gerektiğini bazı örneklerle kanıtlama peşindedirler. Atatürk Nutuk’ta şöyle der: “Bu sözlere dikkat edilirse, bizim başkent deyiminden çıkarılmasını istediğimiz anlam ile bu deyimlerde payitaht deyimini kullananların görüşleri arasında bir ayrılık görmemek olanaksızdır. Bundan dolayı, bu konuda daha önceden kararlaştırılmış olan görüşümüzü resmî olarak ve kanunla saptatmak, ‘payitaht’ deyiminin de yeni Türkiye Devleti’nde anlam ve yeri kalmadığını göstermek gerekti.”

“Türkiye Devletinin yönetim yeri Ankara şehridir.” içerikli kanun maddesi, uzun görüşmeler sonucunda ve büyük çoğunlukla kabul edilir. (13 Ekim 1923)

Meclis’te, Bakanlar Kurulu ve Başkanı Fethi Bey’e karşı sataşmalar ve eleştiriler başlamıştır. “Muhalefete geçecekleri sezilen milletvekillerinin amaçlarının, genel kurulu aldatarak, hükûmete ve Meclis’e egemen bir durum almak olduğu” anlaşılmaktadır.

Fethi Bey, İçişleri Bakanlığı’ndan çekilir. Ali Fuat Paşa da Meclis ikinci başkanlığını bırakır. Bu arada beliren gizli bir grup yaptığı çalışmalarla İçişleri Bakanlığı’na Erzincan milletvekili Sabit Bey’in ve Meclis İkinci Başkanlığı’na da Rauf Bey’in seçilmesini sağlar. Rauf Bey ise o gün toplantıda yoktur! (25 Ekim)

Atatürk, Sabit Bey’in, İçişleri Bakanı olmasını uygun bulmaz. Aynı şekilde Rauf Bey’in de, Meclis İkinci Başkanlığı’na seçilmesini doğru bulmaz. Güdülen amaç; Meclis’in, Lozan Barış Antlaşması’nı yapan Dışişleri Bakanı İsmet Paşa’ya karşı olduğunu göstermektir.

Bakanların teker teker ve doğrudan doğruya Meclis tarafından seçilmesi sistemi nedeniyle sıkıntılar artmıştır. Hem Başkan hem de Bakanlar rahatsızlıklarını Atatürk’e bildirirler. Atatürk şöyle diyecektir: “Kötülük, hükûmetin, Meclis’te seçimle iş başına getirilmesiydi. Bu gerçeği çoktan görmüştüm… Meclis’in çalışmalarında duyguların egemen olduğunu ve bakanlar kurulunun çalışmalarının her gün, temelsiz birtakım nedenlerle çığırından çıkarılmakta olduğunu iyice anladıktan sonra, uygulamak için elverişli zamanı beklemekte bulunduğum bir düşüncenin uygulanması zamanının geldiği yargısına varmıştım.”

Bakanlar Kurulu Çankaya’da Atatürk’ün yanında toplanır. Atatürk, “çekilmeleri zamanının geldiğini ve bunun gerekli olduğunu” ileri sürer. Kabinede bulunan bakanların yeniden seçilmeleri durumunda, seçimden sonra çekilmeleri yönünde karar alınır. Amaç; “İktidar tutkunu grubu, hükûmet kurmakta büsbütün serbest bırakmaktır.”

O tarihlerde bakanlar gibi seçilen ve Bakanlar Kurulu’nun da üyesi olan Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa, bu kararın dışında tutulur çünkü ordunun “yönetim ve komutasının rastgele bir kişiye bırakılması” doğru görülmemiştir.

Meclis’i aldatmaya çalışan “iktidar tutkunu grup” un yönetim biçimini ve yönetmedeki becerisini bir süre izlemek uygun görülür ancak “doğru yürütmekte güçsüzlük ve sapma gösterirse” kaygısı vardır. Bu nedenle Meclis aydınlatılmalıdır. Hükümet kurmayı başaramamaları durumunda ise şöyle diyecektir Atatürk; “Ortaya çıkacak düzensizliğin sürmesi uygun görülemeyeceğinden, işte o zaman, ben kendim işe karışarak, tasarladığım şeyi ortaya koyarak sorunu kökünden çözümleyebileceğimi düşünmüştüm.”

Bakanlar Kurulu, çekilme kararı aldıklarını belirten istifa yazısını “Yüksek Başkanlığa” sunar (27 Ekim) ve istifa metni öğleden sonra Meclis’te resmî olarak okunur. Meclis üyeleri; evlerde, odalarda, yeni Bakanlar Kurulu listesi hazırlamak için gruplar halinde toplanırlar. Bu durum 28 Ekim akşamı geç saatlere kadar sürer. Hevesli ve istekli bakan adaylarının çokluğu, grupları zorlar ve hiçbiri netice alamaz. İstanbul’da bazı gazeteler ise Bakanlar Kurulu Başkanlığına “seçileceği umulan sayın kişiler” in fotoğraflarına yer vermiştir. Kimi gazeteciler de Rauf Bey’i öne çıkarma gayretindedir; Rauf Bey’le Kâzım Kara Bekir Paşa’nın resimleri basılır. Ancak bu girişimler Ankara’nın dikkatini çekmekten uzaktır.

28 Ekim gecesi Atatürk, Parti Yönetim Kurulu Başkanı Fethi Bey tarafından çağrılır. Yönetim Kurulu bir aday listesi hazırlamıştır ve Parti Başkanı olarak Atatürk’ün de görüş bildirmesi düşünülmüştür. Atatürk, listeyi uygun bulur ancak adları geçenlerin düşüncelerini de öğrenmek ve onaylarını almak gerektiğini söyler. Görüşmeler sonrasında anlaşılacaktır ki, “Parti Yönetim Kurulu bile kabul edilebilecek kesin aday listesi düzenleyememektedir.”

Atatürk, Meclis’ten çıkmak üzereyken Kemalettin Sami ve Halit Paşaların kendisini beklemekte olduğunu görür ve onları akşam yemeğine davet eder. İsmet Paşa, Kâzım Paşa ve Fethi Bey’i de yanına alan Atatürk, Çankaya’ya geldiğinde, kendisini görmek üzere gelmiş olan Rize Meb’usu Fuat ve Afyon Meb’usu Ruşen Eşref Beyleri görür. Onları da yemeğe alıkoyar.

Atatürk, yemek sırasında “Yarın cumhuriyeti ilân edeceğiz!” der. Orada bulunanlar bu düşünceye katılırlar. Atatürk o dakikaları şöyle anlatır; “Yemeği bıraktık. O dakika, yapılacak işler için, kısa bir program saptayıp arkadaşları görevlendirdim.” Herkes erkenden dağılır. Atatürk, Çankaya’da konuk olan İsmet Paşa ise kalır ve bir kanun tasarısı hazırlarlar.  

Atatürk, 20 Ocak 1921 tarihli Anayasa’nın, devletin biçimini saptayan maddelerini değiştirir; Birinci maddenin sonuna “Türkiye Devletinin yönetim biçimi cumhuriyettir” cümlesini ekler. Üçüncü maddeyi ise şu şekilde değiştirir: “Türkiye Devleti Büyük Millet Meclisi tarafından yönetilir. Meclis, hükûmetin içerdiği yönetim kollarını Bakanlar aracılığı ile yönetir. Anayasa’nın temel maddelerinden olan sekiz ve dokuzuncu maddelere de açıklık getirilir.

29 Ekim Pazartesi günü öğleden evvel Halk Partisi Grubu toplanır ve Bakanlar Kurulu seçimi görüşmelerine başlanır. Bildirilen görüşler özetle; Parti’nin yeni hazırladığı listedeki isimlerin çekilenlerden daha güçlü olmadığı, seçimlerin sıklıkla yinelenmesinin memleket ve milleti kötü ve güç bir duruma sokacağı, içeriye ve dışarıya karşı güçlü bir Bakanlar Kurulu’nun oluşturulması, Gazi Paşa Hazretleri’nin düşüncelerini bildirmesi yönündedir. Verilen bir önergeyle de Genel Başkan, sorunun çözülmesi için vekil tayin edilir ve görevlendirilir. Atatürk, şöyle der: “Efendiler, Bakanlar Kurulu seçiminde görüş ayrılığına düşüldüğü anlaşılmıştır. Bana bir saat kadar izin verin. Bulacağım çözüm yolunu bilginize sunarım.” Atatürk’ün önerisi oya konulur ve kabul edilir. Gazi, hemen bazılarını odasına çağıracak ve 28/29 Ekim gecesi hazırladığı kanun tasarısı taslağını onlara gösterecektir.

Aynı gün öğleden sonra Parti Genel Kurulu tekrar toplanır. İlk sözü alan alan Atatürk; “… Eksiklik, sakınca, uygulamakta olduğumuz yöntem ve biçimdedir… Ben de bilginize sunduğum bu görüşten esinlenerek düşündüğüm biçimi saptadım. Onu önereceğim. Önerim kabul edilirse güçlü ve dayanışık bir hükûmet kurulabilecektir.” diyerek hazırladığı taslağı kâtiplerden birine uzatarak kürsüden ayrılır. Önerinin niteliği anlaşılınca tartışmalar başlar. Bu tartışmalardan bazı cümleleri verelim:

Sabit Bey : Anayasanın değiştirilmesini önermekle bugünkü bunalım giderilemez. Biz, şimdi, bir Bakanlar Kurulu başkanı seçelim. Anayasanın değiştirilmesini sonra düşünürüz.

Hazım Bey : Anayasayı biz yapabilir miyiz? Sanırsam yapamayız… Bu gibi kanunlar açık oturumda ve serbestçe görüşülmeli ve her şeyden önce kabine bunalımını giderelim.

Adalet Bakanı Seyit Bey : Önerilen biçim, yeni bir şey değildir. Yürürlükteki Anayasa’nın, açıklanıp belirtilmesidir. Kanunları gereksinim yapar… Gelişim kanunu, değişmez kesin bir kuraldır.

Eyüp Sabri Efendi : Meclis’in, apaçık Anayasa’yı değiştirme yetkisi vardır. Ne olursa olsun hükûmetimizin biçimi, cumhuriyet olacaktır…

İsmet Paşa : Millet, egemenliğine, kaderine, kendisi el koymuştur. Öyleyse, bunu, hukuk diliyle söylemekten neden çekiniyoruz? Cumhurbaşkanı olmadan, başbakan seçilmesi önerisi, kanunsuz olur.

Abdurrahmam Şeref Bey : Hükûmet biçimlerini birer birer saymak gereksizdir. Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir dedikten sonra kime sorarsanız sorunuz, bu, cumhuriyettir. Doğan çocuğun adıdır. Ama, bu ad, bazılarına hoş gelmezmiş, varsın gelmesin.

Görüşmelerin yeterliliği kabul edildikten sonra, maddeler de birer birer okunarak görüşülür ve kabul edilir.

Meclis toplantısı açılır, saat öğleden sonra altıdır. Kanun tasarısı, Anayasa Komisyonu tarafından incelenir ve rapor hazırlanır. Komisyon, Anayasa’nın değiştirilmesi için hazırlanan tasarının ivedilikle görüşülmesini önerir. Rapor okunur ve görüşülür ve kanun, konuşmacıların “Yaşasın Cumhuriyet” diye alkışlanan konuşmalarıyla kabul edilir.

Hemen ardından  Cumhurbaşkanlığı seçimi için Meclis’in oyuna baş vurulur. Sonucu İsmet Bey, Genel Kurul’a şöyle bildirir:

“Türkiye Cumhuriyeti Başkanlığı için yapılan seçim oylamasına yüz elli sekiz kişi katılmış ve cumhuriyet başkanlığına yüz elli sekiz üye oybirliğiyle Ankara Meb’usu Gazi Mustafa Kemal Paşa Hazretlerini seçmiştir.”

Cumhuriyet’imizin ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Cumhurbaşkanı seçilmesinin 98. yılı kutlu olsun…

Canan Murtezaoğlu

 

Dinlemek için tıklayın

Yararlanılan Kaynak:
SİTE; NUTUK, 16. Dosya, s.750-799