Devlet önemlidir


Piyasada malî işler alanlarında uzun yıllar edindiğim tecrübelerin arasında en önemlisi, firma sahip ve yöneticileri ile şahısların devlete olan güvenlerinin her geçen gün daha da azalmasıdır. Hele ki son on yılda bariz ve anlaşılabilir bir şekilde güven azalmasında bir artma eğilimi var.

Yıllar öncesinde, yılda bir kez verilen kazanç vergileri ödendikten sonra, “Çok şükür bu yılın vergisini, vergimizi ödedik.” cümlesini duyardık. Bu günlerde ise, “Biz neden bu kadar vergi ödüyoruz?” veya çok umarsız bir halde, “Biz niye vergi ödüyoruz? … Ben veya biz, bu devlete vergi ödemeyiz, ödemek istemiyoruz!” yaklaşımlarına çok fazla muhatap oluyoruz. İşin ilginç yanı; genelde, hükümeti destekleyen veya desteklemeyenlerin de yaklaşımları bu halde. En azından benim gözlemlerim ve deneyimlerim böyle.

Bu güvensizliğin önemli nedenleri arasında, son zamanlarda, belki, kamu verilerine veya iktisadî uygulamalara duyulan güvensizlik olabilir. Örneğin: Yerel paranın her geçen gün değerinin “aşırı” düşmesi toplumda bir kızgınlık yaratmış olabilir. Çünkü en basitinden, iktisada giriş kitaplarında; “paranın, ortak bir değer ölçüsünün önemli bir fonksiyonu olduğunu, bu fonksiyonu sağlıklı bir şekilde yerine getirebilmesi için, zaman içinde kendi değerini yitirmemesi gerektiği ve paranın değeri sık sık değişirse ve bu haliyle paranın değer olma fonksiyonunu yerine getirmekte zorlandığı” ifade edilmektedir. Son birkaç yılda Türk Lirasının değeri herkesçe malûmdur.

Paranın değerinin düşmesi, enflasyona bağlı olan ekonomik bir gösterge gerçekliği olduğundan, enflasyon oranının doğruluğu önem taşımaktadır. Yine, iktisada giriş kitaplarında, “söz konusu ülkede enflasyon oranı önceden doğru tahmin edilebildiğinde, enflasyonun sakıncalarını ortadan kaldıracak tedbirler alınabilir” deniyor.

Son yıllarda açıklanan enflasyon rakamlarının gerçekliği ile ilgili toplumda bir çekingenlik meydana gelmiştir. Bu haliyle, paranın değerinin düşme oranıyla ilgili şüphelere maruz kalınmaktadır. 90’lı yıllarda, hiç değilse, devalüe edilen paranın oranı bilinirdi.

Paranın değerinin düşmesini engellemek için ayarlanmaya çalışılan faiz, kur dengelemeleri sonucunda, sabit sermaye yatırımları (mamul üretimi anlamında) önemli bir şekilde finansal yatırımlara kayıyor, yani finansallaşmaya neden oluyor. Paranın değerini korumak için, “kur korumalı mevduat” dâhilinde, devletçe ödenen kur veya faiz farkları örnek teşkil edebilir.

Üstelik teknoloji gelişmeleri sayesinde artan üretim verimliliği, üretim mallarının fiyatlamalarının düşme eğilimi göstermesine katkı yaptığından, önemli hizmet kollarından biri olan finansal sermaye yönetimi gelirlerinin, işletmelerde toplam hasılatın içinde önemli bir yer edinmesine neden olmaktadır. Bilançolarda görünen “dönen varlıkların” yönetimi, diğer aktif varlıklara istinaden daha önemli hale gelmiştir.

İnternetin icadı ve bilgi ekonomisi dediğimiz hizmet ekonomisinin gelişiminin, aslında üretim işletmelerinin gelişimine bağlı olduğunu, bizim gibi –Osmanlı’nın dağılmasında önemli rol oynayan sanayileşememe sorunu hâlâ devam ettiğine göre, bu neden de dahil- hâlâ gelişmekte olan ülke konumunda olduğumuzdan, mal üretmek Türkiye için çok çok önemlidir. Önemini uzun yıllar devam ettirecek gibi görünüyor.

Sanayileşme anlamında, bilginin öğrenim alanı aslında imalat sektörünün geliştirilmesi çabasıyla olmuştur. (sigorta, sendika, eğitim hizmetleri, muhasebe vb. hizmetlerin gelişmesi)

Finansal yönetimin, sadece finansal sermayeye ait bir gelişme olarak görülmemesi önemlidir. Bir işletmenin değerinin vergisel kaygılara göre değil, finansal analizlerin içinde yer alan sermaye (yatırım ögelerinin) mallarının, gelecekte oluşacak getirilerinin alabildiği risk derecesine bağlıdır.

Gelecekte oluşması mümkün olan yatırım gelirlerinin bugünkü değerini belirlemek için, kamu verilerine dayanan verilerin yanında, gerçekliğe uygun kendi verilerinize göre güncel olmanız riskin azaltılması için, önemli katkı sağlayacağını yine hatırlatmak isterim.

Ayrıca ne amaçla olursa olsun, devlet verilerine olan güvensizliğin, vergilerden kaçınmak için bir neden olmadığıdır. Böyle bir yaklaşım sergilenirse, üretim becerileri ve yeteneklerinin kaybolması sonucunu doğurur; kısa vadelerle kazanç elde etmenin belki bir süre için keyfini sürebilir. Uzun vadede finansallaşmanın, süreklilik bağlamında, hiçbir ülkeye fayda getirdiği görülmemiştir.

En son yaşanan 2008 yılı finans krizine karşı, dünyada hâlâ ekonomik tedbirler geliştirilmeye devam edilmektedir. Faydalı olması dileğiyle.

Cengiz Hergünlü – SMMM-Bağımsız Denetçi

www.hergunlu.com