Cihat, ganimet ve din güzellemeleri hakkında (2)


Bu başlıktaki ilk yazımızda konuyu Musevilik ve Hristiyanlık açısından irdelemiştik. Bu yazımızda da konuya Müslümanlık açısından bakacağız.

İslamiyet’te cihat ve ganimet:

Ve “tek Tanrı” hipotezinin son hali Hz. Muhammed’in elçiliği ile oluşan İslamiyet’tir.

Hz. Muhammed’in yaşadığı ortamı, bir parantez açarak, tarihsel bağlamda göstermemiz yazımızın devamı için gereklidir.

İlk iki din insanlığın medeniyet oluşumunun ana arterinde tarihteki yerini almıştır. Bugünkü Irak’ın yerinde Sümer ve Akad ülkeleri vardı ve Hz. İbrahim /Avram orada Uruk’ta doğup sonra Harran bölgesine geçti ve oradan Rab’bin yönlendirmesi ile Kenan diyarına göç etti. (bugünkü İsrail-Filistin) Hz. İsa da burada yaşadı.

Hz. Muhammed, MS. 571 yılında doğuncaya kadar Akdeniz, Mezopotamya, Kuzey Afrika, Anadolu ve İran; adı geçen bu bölgeler hemen hemen büyük medeniyetlerin, bilim ve felsefe ve de dinleri yaşatmış olan toplumların dünyası idi.

Hicaz ise az gelişmiş bir bölgedir ve yalnızca Roma kayıtlarında Yahudilerce kurulan Medine’nin adı geçer. Mekke, İslamiyet’le tarihe geçmiştir.

Hz. Muhammed, Bedevi kültürü ile yani kırsalın dağınık ve çok farklı etnik ve kavimsel ortamının insanı idi. Bedevi kültüründe Hadrani (kent) kültürü gibi yaşam güvenliği, gelir sürekliliği olmaması en etkin bireysel az gelişmişlik öğesi idi.

Hz. Muhammed, oluşturduğu din ile bu ortamda sosyal ve bireysel dayanışmayı sağlayarak devletleşme yoluna gidip dağınık Bedevi güçlerini önemli bir “Tek Tanrı” hipotezi ile düşünsel ve iman şemsiyesi altına alarak güvenli bir ortam yarattı, kuralları koydu.

Bu devletin eksik ve en önemli parçası sürekli maddi bir getirisi olmamasıdır. O zamana kadar bölge halkı ya kervan ticareti ya da çöl ortamının çapul geleneği ile yaşıyordu.

Hz. Muhammed işte bu noktada yıllarca ticaret kervanları ile ziyaret fırsatını bulduğu Hristiyan ve Yahudi ulemadan cihat ve ganimet kültürünü öğrendi. Bunun İslamiyet’e uyarlanması için Bedevi kültürü yeterli bir zemin oluşturuyordu. Aranan sinerji bulunmuştu.

Allah adına cihat bir masumiyet karinesi ve de ganimet bir adil dağıtımla, huzur içinde yaşam standardı yani zenginliği arttırmanın en kolay yolu oldu.

Bu yapılanma büyük bir cazibe ve heyecan dalgası ile Arap ordularının Allah adına fetihlerde bulunarak İspanya’dan Horasan’a kadar çok büyük bir alanı ele geçirmelerini, ganimetlerle olağanüstü zengin olmalarını hem mal hem Mevali köle ticaret yollarını ele geçirmelerini sağladı.

Müslümanlıkta cihat ve ganimetlerin elde edilişi ve paylaşımı konusunda Kur’an’da birçok ayet vardır. Savaşın Müslümanlara farz (zorunlu) kılındığı ve Allah yolunda savaşılması belirtilir. İşte bazı örnek ayetler:

Enfal, 1: “Sana ganimetlerden sorarlar. De ki: ‘Ganimetler Allah’a ve elçiye aittir. Allah’a saygılı olun ve aranızı düzeltin. Eğer inanıyorsanız, Allah’a ve elçisine itaat edin.”

Enfal, 41: “Eğer, Allah’a ve ayırt etme gününde, iki topluluğun karşı karşıya geldiği günde kulumuza indirdiğimize inanıyorsanız, bilin ki, aldığınız her türlü ganimetin beşte biri Allah’ın, elçisinin, yakınların, öksüzlerin, düşkünlerin ve yolcularındır. Allah’ın gücü her şeye yeter.”

Enfal, 67-69: “Düşmanı ağır yenilgiye uğratmadan hiçbir peygambere esir almak yaraşmaz. Siz geçici dünya malını istiyorsunuz. Oysa Allah sonrakini (ahiret) istiyor. Allah yücedir, bilgedir. Önceden Allah’tan bir yazı geçmiş olmasaydı, aldıklarınızdan dolayı size büyük bir azap değerdi. Elde ettiğiniz ganimetlerden helal hoş olarak yiyin. Allah’a saygılı olun. Doğrusu Allah bağışlar, acır.”

Fetih, 18-19: “Andolsun Allah, ağaç altında sana el verirlerken inananlardan hoşnut olmuştur. Gönüllerinde olanı da bildiği için onlara güven vermiş, onlara yakın bir zafer ve ele geçirecekleri bol ganimetler bahşetmiştir. Allah gücü olandır, bilge olandır.”

Muhammed, 4: “İnkârcılarla savaştığınızda boyunlarından vurun; sonunda onları güçsüz bıraktığınız zaman, onları esir alın; savaş sona erince, onları ya karşılıksız ya da kurtarmalık ile salıverin; Allah dilemiş olsaydı, onları başka türlü cezalandırabilirdi. Bunun böyle olması, kiminizi kiminizle denemek içindir. Allah, kendi yolunda öldürülenlerin işlerini boşa çıkarmaz.”

Nisa, 84: “Allah uğrunda savaş. Sen ancak kendinden sorumlusun. İnananları özendir. Umulur ki Allah inkâr edenlerin baskısını önler. Allah daha güçlü ve cezalandırması da daha çetindir.” (Kaynak: Prof. Dr. Hüseyin Atay; Kur’an-ı Kerim ve Türkçe Çevirisi)

Aziz okuyucu,

Tarihsel ve de halen her an yaşadığımız din ritüelini sizlere bir çerçeve içerisinde örnekleri ile özetlemeye çalıştım. Buradan kişisel birikimim bazı sonuçlar çıkardı, bunları bir sonuç olarak izninizle sizlerle paylaşmak isterim.

Bir “evrensel denklem” oluşturalım, A/yani Rab ve kavmi, B/Theos ve kavimleri C/Allah ve kavimleri.

Ortak değerler; A, B ve C’deki Tanrı tek olarak belirtiliyor.

A, B, C’de ortak ritüel, kendi kavim veya kavimlerinin dışındakiler “kâfir” dir.

A, B ve C, bu kâfirlere karşı “cihat” yapacak, Tanrı adına ve ganimet alınarak Tanrı’nın da payı gözetilerek dağıtım yapılacaktır.

Aksiyon durumuna geçelim:

A; B veya C ile savaşmayı ve ganimet elde etmeyi Rab’den dolayı hak görüyor.

B; A veya C ile savaşmayı ve ganimet elde etmeyi Teos’un krallığı adına hak görüyor.

C; A veya B ile savaşmayı ve ganimet elde etmeyi Allah adına hak görüyor.

Bu bir ilahî kader planı mıdır, yoksa akıllı hırslıların oyun paradigması mıdır?

Bu acımasız ve utanç verici tablo 5000 yıldır sürüyor ve bugün de devam ediyor.

20. yüzyılda Vatikan’ın 400 km. ötesinde 250.000 Boşnak Müslüman katledildi, İsrail her gün Filistin’i bombalamayı kendinde hak görüyor. İslam ülkelerinde kısaca ezan okunup “Allahü ekber” deniyor ancak masum insanların aynı nida ile “Allahü ekber” denilerek kafaları kesiliyor.

Bir başka durum da, insanlık o kadar saflaşmış ki, yüzyıllardır imam-rahip-hahamı bir yana bırakın, onlar nakil insanları, ama ya anlı şanlı Yahudi, Hristiyan ve İslam âlimleri, filozofları, bilim adamları bu yukardaki “denklem i hiç mi merak edip kurmadılar da insanoğlu acılar içinde kıvranıyor!

Sorumu sevgiyi şiar edinmiş Yunus Emre pirimizle beraber bitirelim.

Yaratılanı severim Yaratan’dan ötürü dedik asırlardır acaba bundan sonra Yaratan’ın bizi sevmesi yarattığından ötürü olsa daha iyi bir dünya olmaz mı?

Cenap Murtezaoğlu – İşletmeci

 

Dinlemek için tıklayın