Bütünleyici güç


“Geçmişini hatırlamayanlar onu tekrar yaşamaya mahkûmdur!..” demiş İspanyol asıllı Amerikalı filozof, şair ve yazar George Santayana. Ben de Cumhuriyet’in 99. yılını kutladığımız şu günlerde Cumhuriyet’in ilanı için yoğun çalışma içinde geçen 28-29 Ekim 1923 günlerine dönmek ve Mustafa Kemal Atatürk’ün “bütünleyici” özelliğinden, kalemim döndükçe bazı notları aktarmak istedim.

“İstanbul’un payitaht olması gereklidir ve öyle de olacaktır” diyenlere rağmen, “payitaht” deyiminin “yeni Türkiye Devleti’nde anlam ve yerinin kalmadığı”, bir kanun maddesiyle belirlenir: “Türkiye Devleti’nin yönetim yeri Ankara şehridir.” (13 Ekim 1923)

Atatürk: “Efendiler, çok geçmeden, Meclis’te, Fethi Bey’in Başkanlığındaki Bakanlar Kuruluna ve özellikle, Fethi Bey’in kendisine karşı sataşmalar ve eleştiriler başladı. Anlaşıldığına göre kimi mebuslarda bakan olmak istek ve dileği çoğalmıştı… Muhalefete geçecekleri sezilen millet vekillerinin amaçlarının, genel kurulu aldatarak, hükûmete ve Meclis’e egemen bir durum almak olduğu anlaşılıyordu.” diyecektir. 24 Ekim günü, Fethi Bey, Bakanlar Kurulu Başkanlığı görevinde yoğunlaşabilmek için İçişleri Bakanlığından çekilir, Ali Fuat Paşa da Meclis İkinci Başkanlığını boşaltır. 25 Ekim… Meclis’te, “bağımsız ve gizli olarak çalışan bir grup, temiz yürekli ve haktan yana” görünerek, Erzincan Milletvekili Sabit Bey’in İçişleri Bakanlığına, İstanbul’da bulunan Rauf Bey’in de Meclis İkinci Başkanlığına seçilmesini sağlar. Yeni Meclis, “ilk evresinde küçük bir grubun aldatmalarına kanmak durumuyla” karşı karşıya kalır, Bakanlar Kurulu çalışamaz olur.

28 Ekim “Kötülük, hükûmetin, Meclis’te seçimle iş başına getirilmesiydi. Bu gerçeği çoktan görmüştüm.” diyen Atatürk, “Bakanların teker teker ve doğrudan doğruya Meclis tarafından seçilmesi” ne işaret etmekte, Bakanlar Kurulu çalışmalarının her gün temelsiz nedenlerle “çığırından çıkarılmakta olduğunu” bilmektedir. Şöyle der; “Uygulamak için elverişli zamanı beklemekte bulunduğum bir düşüncenin uygulanması zamanının geldiği yargısına varmıştım.”  Bakanlar Kurulu, Mustafa Kemal Paşa’ya çekilme yazısını verir. İstifa yazısı, önce Parti Kurulu’na bildirilir, ardından da Meclis’te resmî olarak okunur. Meclis üyeleri de yeni Bakanlar Kurulu için listeler düzenlemeye başlarlar, çalışmalar geç saatlere kadar sürer. Ancak hiçbir grup, “bütün Meclisçe kabul olunabilecek ve ulus kamuoyunca iyi karşılanabilecek isimlerden oluşan bir aday listesi” saptayamamıştır. Parti Yönetim Kurulu da bir aday listesi hazırlar ve bunu Parti Genel Başkanı’na gösterip görüşünü almak ister. Atatürk; “Düzenlenen listeye göz gezdirdim. Bence uygun olduğunu ama bu listede isimleri bulunanların da ne düşündüklerini öğrenmek ve onaylarını almak gerektiğini söyledim.” der. Öneri üzerine, isimlere sorulur ve anlaşılır ki, “Parti Yönetim Kurulu bile kabul edilebilecek kesin aday listesi” ni düzenleyememiştir.

Mustafa Kemal Paşa, Çankaya’ya geçer, yemekte misafirleri vardır. Bunlar; kendisi ile görüşmek için Meclis koridorlarında gün boyu beklemiş olan Kemalettin Sami ve Halit Paşalar ile Millî Savunma Bakanı Kâzım Paşa, İsmet Paşa, Fethi Bey ve Çankaya’da beklemekte olan Rize Mebusu Fuat ile Afyon Mebusu Ruşen Eşref Beylerdir. “Yemek sırasında; ‘Yarın cumhuriyeti ilân edeceğiz!’ dedim. Orada bulunan arkadaşlar, hemen bu düşünceme katıldılar. Yemeği bıraktık. O dakika, yapılacak işler için, kısa bir program saptayıp arkadaşları görevlendirdim.” diyen Mustafa Kemal Paşa, misafirlerin ayrılmasının ardından Çankaya’da konuk olan İsmet Paşa ile birlikte kanun tasarısı taslağı hazırlar. Taslakta, 20 Ocak 1921 tarihli Anayasa’nın, Birinci Maddesinin sonuna “Türkiye Devleti’nin yönetim biçimi cumhuriyettir” cümlesini ekler. Maddeler konusu, Nutuk’ta ayrıntılı olarak verilmektedir.

29 Ekim Pazartesi… Sabah saat 10.00’da Halk Partisi Grubu toplanır. Bakanlar Kurulu için seçim görüşmelerine başlanır, birçok milletvekili görüşünü belirtir. (Bu görüşler Nutuk’ta tek tek verilmiştir.) Sonuçta, verilen bir önerge ile Genel Başkan olarak Mustafa Kemal Paşa, sorunun çözümlenmesi için görevlendirilir ve toplantıya çağrılır. Mustafa Kemal Paşa, toplantı salonuna girer girmez doğru kürsüye çıkar ve Efendiler, Bakanlar Kurulu seçiminde görüş ayrılığına düşüldüğü anlaşılmıştır. Bana bir saat kadar izin verin. Bulacağım çözüm yolunu bilginize sunarım.” der. Öneri oya konur ve kabul edilir. Mustafa Kemal Paşa, gerekenleri Meclis’teki odasına çağıracak ve onlara 28/29 Ekim gecesi hazırladığı kanun tasarısı taslağını göstererek görüşecektir.

Öğleden sonra saat 13.30… Parti Genel Kurulu toplanır ve ilk söz Mustafa Kemal Paşa’nındır. “Sayın arkadaşlar, çözümlenmesinde güçlüğe uğradığınız sorunun nedeninin ve etmeninin, bütün arkadaşlarca anlaşılmış olduğu kanısındayım. Eksiklik, sakınca, uygulamakta olduğumuz yöntem ve biçimdedir… Hepinizin birden Bakanlar Kurulu seçmek zorunda olmanızda görülen güçlüğün giderilmesi zamanı gelmiştir… Yüksek topluluğunuz bu güçlüğün giderilmesiyle beni görevlendirdi. Ben de bilginize sunduğum bu görüşten esinlenerek düşündüğüm biçimi saptadım. Onu önereceğim…” Mustafa Kemal Paşa, “önerim şudur,” diyerek taslağı okuması için kâtip beylerden birine uzatır ve kürsüden iner. Önerinin niteliği anlaşılınca tartışmalar başlar. Tartışmalara bazı sözler damga vuracaktır. Bunları verelim: Seyit Bey: “… Zaman, olaylar, her şeye etkendir. Gelişim kanunu, değişmez kesin bir kuraldır. Önerilen biçimde bir yenilik yoktur. Yürürlükteki biçimi, daha açık ve kolay anlaşılır olarak belirtirsek millet ve memleketimizin yararına elbet daha uygun bir iş yapmış oluruz.” Eyüp Sabri Efendi: “…Ne olursa olsun Hükûmetimizin biçimi, cumhuriyet olacaktır…” İsmet Paşa: “Millet, egemenliğine, kaderine, kendisi el koymuştur. Öyleyse, bunu, hukuk diliyle söylemekten neden çekiniyoruz?” ve Abdurrahman Şeref Bey: “… Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir; dedikten sonra kime sorarsanız sorunuz, bu, cumhuriyettir. Doğan çocuğun adıdır. Ama, bu ad, bazılarına hoş gelmezmiş, varsın gelmesin.”

“Saat öğleden sonra altı idi.” der Atatürk Nutuk’ta. Parti toplantısına son verilmiş ve hemen Meclis toplantısı açılmıştır. Yöntem gereği, Anayasa Komisyonu kanun tasarısını inceleyip rapor hazırlamaktadır. Sonunda, Başkan Vekili İsmet Bey, Meclis’e seslenerek şu bilgiyi verir: “Anayasa Komisyonu, Anayasa’nın değiştirilmesiyle ilgili tasarının ivedilikle ve hemen görüşülmesini öneriyor.” Kabul sesleri üzerine rapor okunur, görüşülür ve Kanun, birçok konuşmacının “Yaşasın Cumhuriyet” diye alkışlanan konuşmalarıyla kabul edilir. Ardından, Cumhurbaşkanı seçimi için Meclis’in oyuna baş vurulur. Sonucu, İsmet Bey, Genel Kurul’a şöyle bildirir: “Türkiye Cumhuriyeti Başkanlığı için yapılan seçim oylamasına yüz elli sekiz kişi katılmış ve cumhuriyet başkanlığına yüz elli sekiz üye oybirliğiyle Ankara Mebusu Gazi Mustafa Kemal Paşa Hazretlerini seçmiştir.”

Mustafa Kemal Paşa yaptığı uzun teşekkür konuşması ile birçok konuya değinir ancak öne çıkan, sözlerindeki bütünleyiciliktir. Bazı satırları verelim: “… Şimdiye kadar bana gösterdiğiniz sevgi ve yakınlık ve güveni bir kez daha göstermekle yüksek değerbilirliğinizi kanıtlamış oluyorsunuz. Bundan dolayı yüksek kurulunuza gönlümün bütün içtenliğiyle teşekkürlerimi sunarım…  Türk milleti, gerçekte yaradılıştan sahip olduğu niteliklerden yoksun sayılıyordu. Son senelerde milletimizin edimli olarak gösterdiği beceri, yetenek, yatkınlık ve anlayış kendisi için kötü sanılarda bulunanların ne denli aymaz ve ne denli irdelemeden uzak görünüşe tapan insanlar olduğunu pek güzel kanıtladı… Her zaman, saygıdeğer arkadaşlarımın ellerine çok içtenlikle ve sıkıca yapışarak onların varlıklarından kendimi bir an bile soyutlanmış görmeyerek çalışacağım. Her zaman milletin sevgisini dayanak noktası tutup hep birlikte ileriye gideceğiz. Türkiye Cumhuriyeti mutlu, başarılı olacak ve zaferler kazanacaktır…”

“Toplu bir milleti istilâ etmek, daima dağınık bir milleti istilâ etmek gibi kolay değildir.” cümlesi ile 1919’da millî birliğin önemine dikkat çeken Mustafa Kemal Paşa, 1923’te de, Hürriyetin de eşitliğin de adaletin de dayanak noktası millî egemenliktir.” diyecektir. Atatürk, insan sevgisini de en büyük bütünleyici güç olarak görmüş ve: “İnsanları mesut edecek yegâne vasıta, onları birbirlerine yaklaştırarak, onlara birbirlerini sevdirerek, karşılıklı maddî ve manevî ihtiyaçlarını temine yarayan hareket ve enerjidir.”  sözleri ile Türk milletine seslenmiştir. (1931)

Atatürk Cumhuriyeti’nin 99. Yılı kutlu olsun. “Ulu Çınar” asırlık olma yolunda ilerliyor, geri sayım başladı. Dileğimiz odur ki, bu yol Gazi’nin ışığıyla; akıl, ahlak, adalet ve hak duygusu ile yürünsün. 

Canan Murtezaoğlu