Bilmece Refet Paşa (7)


İç ayaklanmalar ve savaş işleri için kuvvetli atlı örgütlere ihtiyaç olduğunu bilen Mustafa Kemal Paşa, bu örgütü kurmak için İçişleri Bakanı Refet Bey’i görevlendirmiştir. Bu ek görev ile Güney Cephesi Komutanı da olan Refet Paşa doğrudan doğruya Genelkurmay Başkanlığı’na bağlı olarak çalışacaktır. Atatürk şöyle der Nutuk’ta: “Güney Cephesi Komutanı Refet Paşa’nın emrinde bulunan üç piyade tümeni, Dumlupınar’da hazırlanmış bir mevzide bulunuyorlardı. Bundan başka, bir atlı tümeni ve bir de atlı tugayı vardı. Bu mevziin sol kanadında bulunuyordu. Güney Cephesi Komutanı’nın aldığı görev, bu mevzide düşmanı durdurmaktı.”

26 Mart’ta düşman, üç piyade tümeni ve atlılarla Dumlupınar mevzilerine saldırır. Birliklerimiz bu mevzileri bırakmak zorunda kalacaktır. “Güney Cephesi Komutanı, bundan sonra önemli bir çizgide kuvvetlerini durdurarak yeniden düzenleme yapmayı başaramayarak ikiye bölündü.” der Atatürk.

Refet Paşa, kendi emri altındaki 8. ve 23. Piyade Tümenleri ve 2. Atlı Tümeni ile Altıntaş doğrultusunda çekilir. Öbür kısım ise Kolordu Komutanı Fahrettin Paşa’nın emri altındadır ve 57. Piyade Tümeni ve 4. Atlı Tugayı’ndan ibarettir.

Refet Paşa kuvvetlerine karşı Dumlupınar’da sadece bir piyade alayı bırakan düşman, diğer bütün kuvvetleri ile Fahrettin Paşa’nın bulunduğu doğuya yürür. Refet Paşa 23. Tümen’i sonradan Fahrettin Paşa’nın emrine gönderecektir. Altıntaş doğrultusunda düşmanın hiçbir hareketi görülmeyince Refet Paşa ve yanındaki kuvvetler kuzeye getirilir. Atatürk şöyle der: “İnönü’nde zafer kazanmış olan kuvvetlerimizin, Eskişehir, Altıntaş üzerinden Dumlupınar’a yönelerek ve bu yolun önemli bir bölümünde demiryolundan maksimum derecede yararlanabileceğine göre, Afyon’un doğusunda bulunan Yunan grubunun çekilme hattını kesmesi ve böylece o grubu büyük bir bozguna uğratması pek kuvvetli bir olasılık idi.”

Bu düşünce hemen uygulamaya konur ve serbest kalan ilk tümenler Refet Paşa’nın emrine verilerek gönderilir. Yunan ordusunun Uşak grubu İnönü Meydan Savaşı sonrasında çekilmeye başlamıştır.

7 Nisan 1921… Refet Paşa, karargâhı ile Çekürler’dedir. “4. ve 11. Tümenler Altıntaş bölgesinde, 5. Kafkas Tümeni ve kuvvetli bir alay niteliğinde bulunan Meclis Koruyucu Taburu Çekürler güneyinde, 1. ve 2. Atlı Tümenleri Kütahya bölgesinde” bulunmaktadır. Fahrettin Paşa, Çay ve Afyon’dan çekilmekte olan düşmanı kovalayıp bastırırken, Refet Paşa da emrindeki kuvvetlerle saldırıya geçer. Diğer yandan, kuzeyde bulunan 24. ve 8. Tümenler güneye gönderilir.

Refet Paşa’nın saldırısı, Aslıhanlar’daki Yunan alayı tarafından durdurulur. Kazanılan zaman içinde kuvvetler bir araya toplanmaya başlar. 12 Nisan 1921’de Refet Paşa’nın emrindeki kuvvetler şöyledir: “Kuzeyden gelen 4, 5, 11, 8 ve 24; doğudan ilerliyen 57, 23 ve 41. Tümenler ki toplam sekiz piyade tümeni bir piyade taburu…”  1. ve 2. Atlı Tümenleri ise “o günün çatışmasında hiç de etkili olmayan”, düşman gerisinde, Banaz hedefine gönderilmiştir.

Refet Paşa’nın emrindeki kuvvetler, saldırıda başarılı olamaz ve kayıp verilir. Düşman Dumlupınar mevzilerine egemen olur ve orada yerleşip kalır. Refet Paşa komutasındaki kuvvetler, Dumlupınar’dan on kilometre ileride “Aydemir, Çalköy, Silkisaray” çizgisine çekilir. “Aslıhanlar Savaşı diye anılan bu çarpışma, böyle bitti.” der Atatürk Nutuk’ta ve şöyle devam eder:

“Efendiler, savaş sırasında cephelerden kimi kısımların ileri geri dalgalanışı ve özellikle Afyon doğusunda bulunan düşman tümenlerinin, Dumlupınar ilerisinde bıraktıkları bir alayın yenilgiye uğratılıp ortadan kaldırılmaması yüzünden, Dumlupınar’a kadar çekilebilmelerinden sonra Yunan kuvvetlerinin kuvvetli bir cephe oluşturmak üzere hazırlanırken, ilerdeki parçalarının o cepheye ulaşmak için geri yürüyüşleri, Refet Paşa’nın savaş sonucunu yanlış anlamasına neden oldu. Gerçekten, Refet Paşa, kendisi yenildiği halde düşmanı yenilmiş ve çekilmekte saydı ve bunu beş gün süren Dumlupnar Meydan Savaşı’nda düşmana son yumruğu vurmak olasılığı geldiğini bildiren, telgrafı ile bize de bildirdi. Biz de elbette sevinerek ivedilikle, onu çok övdük ve kutladık. Ama, durumu iyice anlamak için telgraf başında kendisine sorduğum sorulara aldığım yanıtlardan, durumun bildirildiği gibi olmadığı kuşkusuna düştük. Sonunda anlaşıldı ki, düşman, tümüyle amacına ve genel durumuna uygun olarak, Dumlupınar’da savunması kolay, sağlam ve kuvvetli bir mevzi alıyordu. Refet Paşa’nın ise tersine, biraz geride, bütün kuvvetleri ile Aydemir, Çalköy, Silkisaray cephesini tutması gerekti. Efendiler, durum durgunlaştıktan sonra Refet Paşa’nın komuta ettiği orduda, kendisine karşı güven kalmadığı anlaşıldı!”

Fevzi Paşa ve İsmet Paşa, durumu yerinde anlamak için Refet Paşa’nın karargâhına giderler. Refet Paşa’nın bir süre daha komutada kalması düşünüldüğünden sorunu ona göre çözmeye çalışırlar. “Ama zaman geçmeden bu durumun sürdürülemeyeceği ve sürdürülmemesi gerektiği anlaşıldı. Bu nedenle, ben, Fevzi ve İsmet Paşaları yanıma alarak Refet Paşa’nın yanına gittim.” der Atatürk.

Durumu yakından inceleyen Mustafa Kemal Paşa, Güney Cephesi’ni Batı Cephesi’ne bağlayarak İsmet Paşa’nın komutasına verir ve Refet Paşa’ya da -bir görev verilmek üzere- Ankara’ya dönmesi gerektiğini bildirir. Mustafa Kemal Paşa’nın çözüm yolu şöyledir: İsmet Paşa, Genelkurmay Başkanlığı’ndan ayrılacak, genişletilmiş Batı Cephesi Komutanı olarak çalışacak, Fevzi Paşa Genelkurmay Başkanlığı’nı asil olarak üstlenecek, ondan boşalan yere de Milli Savunma Bakanı olarak Refet Paşa gelecektir.

Refet Paşa, Mustafa Kemal Paşa’nın çözüm şeklini beğenmeyecek ve “Millî Savunma Bakanı bulunan Fevzi Paşa’nın görevinden çekilmesine gerek yoktur. İsmet Paşa’nın Genelkurmay Başkanlığı’ndan çekilmesini zorunlu sayıyor ve bana da bu aralık bir görev vermeyi düşünüyorsanız çözüm yolu ona göre düzenlenebilir.” diyecektir.

Atatürk, “Refet Paşa’nın düşüncesinin içerdiği amacı” hemen kavrayamadığını belirtse de anlar gibi olmuştur. Ancak görüşünü açıklamasını Refet Paşa’dan ister. “Dedim ki, yani siz mi Genelkurmay Başkanı olmak istiyorsunuz?”  Refet Paşa açık bir cevap vermese de Atatürk; “amacın tam bu olduğunu kabul ettim.” der ve şu tarihî cümleleri söyler: “Genelkurmay Başkanlığı, bizim örgütlerimize göre, bugün, edimli olarak Başkomutanlık görevidir. Siz, daha Türk ordusuna başkomutan olacak niteliklere sahip değilsiniz. Bunu şimdilik aklınızdan çıkarınız.”

Refet Paşa, bu sözlere karşılık Millî Savunma Bakanı olmayacağını söyler. Mustafa Kemal Paşa da “O sizin bileceğiniz iştir.” diyerek konuyu kapatır. Refet Paşa izin alacak ve “Kastamonu ormanlarında Ecevit denilen yerde” bir süre dinlenecektir. “Refet Paşa’nın Millî Savunma Bakanlığı bundan sonra ortaya çıkan başka bir durum üzerine olmuştur.” der Atatürk bu bölümün sonunda.

Sakarya Savaşı’nın yaklaşmakta olduğu günlerde, Mustafa Kemal Paşa’ya, geniş yetkilerle ve üç ay süre ile Başkomutanlık yetkisi veren Kanun, TBMM’de kabul edilir. Başkumandanlık Kanunu daha sonra üçer ay olarak uzatılır. 20 Temmuz 1922’de ise Mustafa Kemal Paşa’nın başkumandanlık yetkisi TBMM tarafından süresiz olarak uzatılacak ve Mustafa Kemal Paşa aldığı bu yetkiyle Büyük Taarruz’da ordunun başında olacaktır.

Mustafa Kemal Paşa’nın, Refet Paşa için kullandığı; Siz, daha Türk ordusuna başkomutan olacak niteliklere sahip değilsiniz.” uyarı cümlesi, bu görevi üstlenen herkes için geçerlidir. Başkomutanlığa öykünebilmek, Mustafa Kemal Paşa’nın söylediği sözlerin gereğini yerine getirebilmektir. O sözleri 5 Ağustos 1921’de kendisine Başkomutanlık yetkisi verildiğinde söylemiştir:

“…Efendiler, zavallı milletimizi esir etmek isteyen düşmanları, Allah’ın yardımıyla ne olursa olsun mağlup edeceğimize dair olan güven ve itimadım bir dakika olsun sarsılmamıştır. Bu dakikada bu kesin inancımı yüksek heyetinize karşı, bütün millete karşı ve bütün âleme karşı ilân ederim.”

Canan Murtezaoğlu

SİTE; NUTUK 9-12. Dosyalar