Bilmece Refet Paşa (6)


İstanbul’un işgalini (16 Mart 1920) “vatansever ve yiğit kişi” olarak tanımladığı Manastırlı Hamdi Efendi’den öğrenen Mustafa Kemal Paşa şöyle diyecektir: “Bu Manastırlı Hamdi Efendi olmasaydı, İstanbul’da geçen acı olaylardan haber almak için kim bilir ne kadar beklemek zorunda kalacaktık. İstanbul’da bulunan bakan, mebus, komutandan, örgütlerimizdekiler içinden bir kişi çıkıp zamanında bize haber vermeyi düşünememiş olduğu anlaşılıyor. Demek ki tümünü şaşkınlık ve korku kaplamıştı.”

“Bu durum üzerine her şeyden önce olabilecek bir fenalığın önüne geçmek için” ilgili tüm birimlere aynı gün emir veren Mustafa Kemal Paşa, Albay Refet Bey’e de şifre geçer ve “Her tarafta yapılan mitingler sonunda çekilecek protesto telgraflarının birer örneğini de İtilâf Devletlerinin toplantı halinde bulunan Mebuslar Meclisleri başkanlıklarına ve tarafsız devletlerin de dışişleri bakanlıklarına iletilmesini yararlı sayıyoruz.” der. Yayımlanan bildirgeyle de “Nisan’ın 23 üncü Cuma günü, Cuma namazından sonra” Ankara’da Büyük Millet Meclisi’nin açılacağı ilan edilir.

Atatürk, burada bir noktaya açıklık getirir. Konu görevlendirmelerdir ve Genelkurmay Başkanlığı için İsmet Paşa’yı yeğlediğini belirtir. Ankara’da bulunan Refet Paşa ise özel olarak gelir ve bilgi ister. “Anlamak istediği, Genelkurmay Başkanlığı’nın en büyük askerî makam olup olmadığı noktası idi.” der Atatürk. Sözü edilen makam “en büyük askerî makam” dır ancak onun üstünde Millet Meclisi vardır. Refet Paşa, İsmet Paşa’nın Başkomutanlık demek olan bu durumunu kabul edemeyeceğini” söyleyerek karşı çıkar. Atatürk; “görevin çok önemli ve ağır olduğunu” söyler ve şöyle devam eder: “Bütün arkadaşlar hakkındaki bilgime ve tarafsızlığıma güvenmenin uygun olacağını söyledim. Kendisinin böyle bir iddiada bulunmasının uygun olmadığını da ekledim.”

Fuat Paşa da İsmet Paşa’nın, Genelkurmay Başkanlığına karşıdır. Atatürk, “durumun gerektirdiği en uygun çözüm yolunun kabulünün zorunlu olduğuna” inandırmaya çalışır Fuat Paşa’yı. Refet ve Fuat Paşaların karşı çıkış nedeni; her ikisinin de daha önce Anadolu’da Mustafa Kemal Paşa ile iş birliği içinde olmaları, İsmet Paşa’nın ise daha sonra katılmış olmasıdır. Ancak Atatürk, İsmet Paşa ile İstanbul’dan ayrılmadan önce iş birliği yaptığını, daha sonra da Anadolu’ya gelip birlikte çalıştıklarını söylemiştir. Diğer yandan Fevzi Paşa, Savaşişleri Bakanlığına gelince yeniden İstanbul’a gönderilmiştir. “Bunun için, görüş ve işbirliğinde öncelik söz konusu olamazdı.” der Atatürk.

1919 senesi Haziran ortalarında, Aydın cephesi de kurulur. Bölgede komutanlar vardır. Ulusal güçlerin başında ise Yürük Ali Efe, Demirci Mehmet Efe bulunmaktadır. “Sonunda, Demirci Mehmet Efe, üstünlük sağlayarak Aydın Cephesi Komutanlığını ele geçirir.” Mustafa Kemal Paşa tarafından sonradan oraya gönderilen Albay Refet Bey (Refet Paşa) de, Demirci Mehmet Efe’nin komutanlığını kabul edecektir.

İstanbul’un işgaliyle aynı günlerde Beyşehir, Akşehir ilçelerinde ayaklanmalar başlar. Askerî heyetlerin görev yapması engellenir. Ilgın ilçesinde toplanan çok sayıda haydut, öğüt vermek için gidenlere ateş eder. Konya Karaman ve Sultaniye ayaklananların eline düşer. Ayaklanmalara karşı askerî kuvvetler gönderilir. “Efendiler, artık Ali Fuat Paşa’nın Batı Cephesi’ne komuta edemeyeceğini anlamıştım. O günlerde Moskova’ya da bir elçilik heyeti göndermek gereği karşısında bulunuyorduk. O halde, Fuat Paşa büyük elçi olarak Moskova’ya gidebilirdi.” der Atatürk. Ali Fuat Paşa, yeni görevini sevinerek kabul edecektir.

Batı Cephesi “çok esaslı ve özenli çalışma” istemektedir. Bu cephenin komutanlığı Genelkurmay Başkanı İsmet Paşa’ya ek görev olarak verilir. Diğer yandan iç ayaklanmalar ve savaş işleri için kuvvetli atlı örgütlere ihtiyaç vardır. Mustafa Kemal Paşa, bu örgütü kurmak için de İçişleri Bakanı Refet Bey’e ek görev vererek kendisini Konya ve dolaylarına göndermeyi uygun bulur. Çünkü Refet Paşa, Batı Cephesi’nin güney bölümüyle ilgilenmiş ve o bölümle ilişkili bölgeleri tanımaktadır. Sorunu, cepheyi ikiye ayırarak çözer Atatürk. Cephenin önemli bölümleri Batı Cephesi adı altında İsmet Paşa’nın komutasında, güney bölümü Refet Paşa’nın komutasında ve her ikisi de doğrudan doğruya Genelkurmay Başkanlığı’na bağlı olacaktır.

Mustafa Kemal Paşa’nın, İsmet ve Refet Paşalardan istediği, “Hızla düzenli ordu ve büyük atlı topluluğu” kurmalarıdır. “Böylece, 1920 senesi Kasım’ının sekizinci günü ‘düzensiz örgüt düşünce ve siyasetini yıkmak kararı’ uygulama alanına konulmuş oldu.” diyecektir Atatürk.

Bu düşünce yapısı yani “düzenli örgütlenme”, günümüz siyaset alanına da taşınabilirse başarıyı yakalamak hiç de zor olmayacaktır.

İsmet Paşa 10 Kasım’da cephede göreve başlar. Etem Bey’le haberleşen Demirci Efe’nin “özel bir tavır” takındığı sezilince “Güney Cephesinde bulunan Refet Beyin atlıları” hemen üzerine gönderilir. Dinar yakınlarında kuvvetleri dağıtılan Efe, beş-on kişiyle kaçar ancak çok sonra sığınacak ve bağışlanacaktır.

Diğer yandan düzensiz kuvvetlerin başında bulunan; hükümetin kararlarını tanımayan, Kütahya’ya gönderilen “öğüt heyeti” ni tutuklayan, Refet Bey’in cepheden uzaklaştırılmasını isteyen Çerkez Etem ve kardeşleri büyük sorun olmaya devam etmektedir. Mustafa Kemal Paşa, asi Etem ve kardeşlerine karşı eyleme geçilmesini emreder. Atatürk durumu şöyle açıklar: “Efendiler, Etem kuvvetlerini kovalayan birliklerimiz, 5 Ocak 1921 günü Gediz’e girerek, o bölgede toplandılar. Etem ve kardeşleri de, kuvvetleri ile birlikte düşmandan yana geçip kendilerine yaraşır duruma girdiler. Artık, Etem olayı kalmamıştı. Ordumuzun içinde bulunan düşman, kovularak, gerçek yerine sürülmüştü.”

Ertesi gün Yunan ordusu, bütün cephe üzerinde her noktadan saldırıya geçecek, Gediz’de bulunan önemli kuvvetlerimiz bu düşman tümenlerini karşılayacak, yenilgiye uğratacak ve “Devrim’imizin tarihine, Birinci İnönü Zaferi”  yazılacaktır.

Yunan ordusu saldırdığında Etem ve kardeşleri de yeniden Kütahya’ya yönelir ve orada bulunan güçsüz tümenimize saldırırlar; kendilerine düşen görevi yapmaktan geri kalmamışlardır. Ancak, İzzettin Paşa’nın “sağlam karakteri ve bilgili komutası ve emrindeki Türk subay ve erlerinin yüksek kahramanlıkları Etem ve kardeşleri ile saldıran hain kuvvetleri” yenilgiye uğratır ve çekilmek zorunda bırakır. Büsbütün yok olmalarını önleyen ise Refet Paşa’dır yani Etem ve kardeşleri canlarını hiç sevmedikleri Refet Paşa’ya borçludurlar. Atatürk, bu noktayı şöyle açıklar:

“Refet Paşa iki atlı tümeniyle, Dumlupınar’ın on kilometre kadar doğusunda Küçükköy’de bulunuyordu. Kütahya’da bulunan 61. Tümen’e, batıdan saldıran Etem kuvvetlerini, hızla yenip yok etmesi için ilerlemesi emrolundu. Refet Paşa atlılarıyla Etem kuvvetlerinin yan ve arkasına gidecekti. Bulunduğu yerden kuzeye, Kütahya’ya bakılacak olursa, bu görevin normal bir yürüyüşle ve pek etkin bir şekilde yapılabileceği meydanda idi. Oysa Refet Paşa, gereken yere gitmemiş, bunun tersi tarafına, Kütahya’nın batısında değil, doğusunda olan, Alayunt’a gitmiş. Atlı kuvvetler, 12 Ocak 1921 öğlene doğru Alayunt bölgesine vardı. Refet Paşa, İzzettin Paşa ile görüşmek için Kütahya’ya gitti. İzzettin Paşa, atlı tümenlerinin Kütahya güneyinden Yellice dağı batısından, tümü atlı olan Etem kuvvetlerinin gerilerine gönderilmesini önermiş. Refet Paşa, iki tarafın savaş durumu hakkında tam bir bilgisi olmadığını ileri sürerek, böyle bir harekete yanaşmamış. Refet Paşa, İzzettin Paşa kuvvetleri, doğuya, Porsuk suyu gerisine çekilirse, atlılarıyla Kütahya ovasından asilerin (Etem kuvvetlerinin) yan ve gerilerine saldırmayı düşünüyormuş. Atlı asilerin hayvanlarından inmiş, piyade tümenimiz karşısında yaya olarak savaştığı en güçsüz durumlarında üzerine yürümekte kararsız kalan komutan, piyade tümenimiz yenilip çekilirken atları üzerinde bulunacak, moralleri yükselmiş asilerin, hangi yanına ve nasıl saldırmayı düşündüğü, gerçekten her asker için düşünülecek bir sorundur. Böyle şey olamaz. Bu düşman atlıları, çekilmek zorunda bıraktığı piyadeyi bırakıp, Refet Paşa’nın üzerine atılmayacak mıydı?”

İzzettin Paşa, 11-13 Ocak günlerinde yalnız başına düşmanla savaşır; akşam güneş batarken yaptığı bir karşı saldırı ile düşmanı yener ve kaçmak zorunda bırakır. Refet Paşa ise Güney Cephesinden getirttiği Sekizinci Tümen yetişebilirse 14 Ocak’ta saldırmaya niyeti olduğunu birliklerine bildirmekle meşguldür.

Atatürk konuyu şöyle sonlandırır: “Refet Paşa, savaşa seyirci kalarak büyük bir fırsat kaçırdı ve Etem’in ve kuvvetlerinin çekilmelerine uygun bir ortam yarattı. 14. günü emrinde bulunan bütün atlı kuvvetlerini Atlı Tümen Komutanlarından Derviş Bey’in (Kolordu Komutanı Derviş Paşa’dır), emrine vererek onu; Etem’i kovalamakla görevlendirdi. Derviş Paşa; Afşar’da, özellikle Gediz’de Etem kuvvetlerinin gerilerine doğru, geceleri de yürüyerek vurduğu korkunç yumruklarla Etem, Teyfik, Reşit kardeşleri sersem etti. Kuvvetlerinin toplanmasına zaman bırakmadı. Derviş Bey, Etem ve kardeşlerini 14 Ocak’tan 22 Ocağa kadar, dokuz gün nefes aldırmaksızın durmadan kovalamıştır. Sonunda, bütün Etem kuvvetleri tutsak edilmiş, yalnız Etem, Teyfik ve Reşit kardeşler yeni görev almak için, düşman ordusunun içine kaçabilmişlerdir.”

Refet Paşa’nın nasıl bir ruh hali içinde olduğunu elbette bilemeyiz ancak bilmece olarak kalmaya devam edecektir…

Canan Murtezaoğlu

 

Yararlanılan Kaynak: 
SİTE; NUTUK, 9-12. Dosyalar