Bilmece Refet Paşa (5)


“Bilmece Refet Paşa” başlıklı yazılarımızı sürdürürken o günlerin bağlantılı siyasi olaylarına da yer yer değinmekteyiz.

Konya’da 2. Ordu Müfettişi iken Mustafa Kemal Paşa’nın 22 Haziran 1919’da kendisine gönderdiği mektubu “…Bütün tertibat ve düşüncelerinize katılıyorum.” diyerek cevaplayan Cemal Paşa, Ali Rıza Paşa hükümetinde Savaşişleri Bakanlığı’na geçer ve orduya resmî bildirimde bulunur. Temsilci Kurul da bu resmî bildiriye karşılık olması için Kolordu Komutanlıklarına bir telgraf çeker ve benzer bir telgrafın Cemal Paşa’ya çekilmesini salık verir.

Telgraf metninde Cemal Paşa’nın yeni görevinin sevinçle karşılandığı, kendisine yardım edileceği belirtilmiştir. Orduya ve Kuva-yi Milliye’ye yardımcı olabileceklere verilmesi istenen  görevler de maddeler halinde yazılmış ve “mümkün olan hızla uygulanması” rica edilmiştir. Bir madde de Refet Bey’le ilgilidir ve şöyle denir: “Eski Üçüncü Kolordu Komutanı Albay Refet Bey, sebepsiz yere işten ayrılmak zorunda bırakıldığından bu işlemin düzeltilerek kendisinin bugün bulunduğu Konya’da On İkinci Kolordu Komutanlığı’na atanması…” *

Mebuslar Meclis’inin nerede toplanacağı konusu kafaları kurcalamaktadır. Atatürk’ün, o günlerdeki durumu da açıkça ifade eden sözlerini verelim: “Anımsayacaksınız ki, Erzurum’dan, Refet Paşa’nın bu konuya ilişkin bir telgrafına karşılık verirken ‘Meclis toplanmalı ama İstanbul’da değil, Anadolu’da’ demiştim. Gerçekten, ben, Meclis’in İstanbul’da toplanması kadar, mantıksız ve amaçsız bir davranış düşünemiyordum. Ancak bu konuda yetkili olanları ve kamu oyunu, bu gerçeğe inandırmadıkça, düşüncemizin gerçekleştirilmesi mümkün değildi. İstanbul’da toplanmanın sakıncalarını, doğal bir şekilde, belirtmek gerekiyordu. Bu amaçla, ulusal amacı Rum ve yabancılara yani Hristiyanlara karşı göstermek için, Ali Kemal ve Mehmet Ali Beylerin yaptıkları çalışmalar, Ermeni Patrikhanesi’nde yapılan toplantılar ve Hürriyet ve İtilâf Partisi’nin girişimleri üzerine Savaşişleri Bakanı aracılığıyla İstanbul hükûmetinin dikkatini çektik.”

İstanbul’dan gelen güvenilir bilgilere göre “İngilizler ve İngiliz Muhipler Derneği ve İtilâf ve Hürriyet ve Nigâhbancılar”  Hristiyan unsurlarla işbirliği içindedirler. Kuva-yi Milliye’yi dağıtmak, kargaşa yaratmak ve İstanbul hükümetini düşürmek için Adapazarı ve Bursa’dan birçok kişiyi Anadolu’ya gönderirler. Konya’ya gönderilen Vali Suphi Bey de İngiliz Muhipler Derneği İstanbul yönetim kurulu üyelerinden olduğunu Refet Bey’e söylemiştir. Bu söylemin yayılması “beliren kararsızlığı” daha da artırır. Halk, zehirlenmeye başlamıştır. Atatürk şöyle diyecektir Nutuk’ta: “İç ve dış düşmanların birlikte çalışmaları, Ali Rıza Paşa hükûmeti zamanında, Ferit Paşa zamanındakinden çok daha fazla başarılı olmaya başlamıştı.”

Vaktinde yapılması beklenen “Yüzüncü Yıl yani 2023 Genel Seçimleri” öncesi tarihin tekrarlanacağından hiç şüphe duymamaktayız. Milletin kafasını sürekli karışık tutmak, halkı birtakım algı oyunlarıyla zehirlemek iktidarlarını korumak isteyenler tarafından tekrar sahnelenecektir.

Diğer yandan Kâzım Karabekir Paşa, Balıkesir dolaylarında, “cephe kurma ve durumda üstünlük sağlama” gayretindedir. Salihli ve Aydın cephelerindeki yönetim, askerlik yöntemlerine uydurulmalıdır. Bu görev için en uygun isim Konya’da bulunan Refet Paşa’dır. Mustafa Kemal Paşa, Genelkurmay Başkanı Cevat Paşa’dan, “genç kurmaylar arasından seçilecek dört-beş subayın Nazilli’de Refet Paşa’nın yanına gönderilmesini” rica eder. Bu durum Refet Paşa’ya da bildirilir.

Ancak durum farklı gelişir. “Efendiler, Nazilli’ye giden Refet Paşa, Demirci Mehmet Efe’den komutayı almaya gerek ve bunda bir yarar görmemiş ya da kim bilir, belki de komutaya el koyamamış! Demirci Efe’nin emrinde, kurmay gibi görev yapmayı daha yararlı görmüş ve bunu yeğlemiş…”  diyen Atatürk, sözlerine şu yorumla devam eder: “Refet Paşa bunu, bize bildirdi. Yerel koşulları yakından görmüş olan birinin, kararını bozmak çoğu kez zordur. Çünkü, ya gerçekten Refet Paşa’nın gördüğü ve yeğlediği gibi, Efe’nin komutasını sürdürmekte ve ona yardımcı olmakta yarar vardı ya da, Refet Paşa o cephenin komutasını bilinmeyen bir nedenle ele alamıyordu. Her iki olasılığa göre de her durumda, komutayı al, diye emir vermek yararsız olurdu.”

Atatürk, ardından şu sözleri de tarihe not olarak düşer:

“Asıl şaşılacak şey, bundan sonra görüldü. Bir süre sonra, Refet Paşa, Nazilli’den kayboldu. Birkaç gün sonra Balıkesir’de olduğunu, birtakım yabancı subaylarla ilişki kurup kurmamasını bizden sorması üzerine anladık.”

Bu durum üzerine Atatürk, “Ulusal Örgütlerden olanların, özellikle Temsilci Kurul’un tanınmış bir üyesi olduğu için kendisinin, hiçbir şekilde ilişkide bulunmasını istemediğimizi bildirdik.” der. Tarih 22 Aralık 1919’dur.

Refet Paşa, yeniden kaybolur. Sonunda Bursa’dan Refet imzalı kısa bir telgraf gelir: “İstanbul üzerinden Bursa’ya geldim.”

Atatürk sözlerini sürdürür; “Bu telgrafın anlamını bir türlü kavrayamıyordum. Refet Paşa’nın İstanbul ile ne ilişkisi vardı? Bir de ‘Nazilli-Balıkesir-Bursa’ yolu İstanbul’dan mı geçer? Bu bilmeceyi bir türlü çözemedim. Sonunda iş anlaşıldı. Refet Paşa, Nazilli’den ayrıldıktan ve Balıkesir’de Kâzım Paşa’ya uğradıktan sonra, Bandırma’ya inmiş, oradan da bir Fransız torpidosu ile İstanbul’a gitmiş, orada bazı arkadaşlarıyla görüşmüş, sonra da Bursa’ya dönmüş…”

Bu yazı dizimizin başlığını “Bilmece Refet Paşa” olarak atmamız elbette tesadüf değildir! Konu, İstiklâl Harbi’ne katılmış bir tarihî kişilik olduğu için, biz sözü yine Atatürk’e bırakalım. Şöyle devam eder Gazi: “Efendiler; bu bilmeceyi hâlâ, çözemiyorum, bağışlayacağınızı umarım. Refet Bey’in, bir İngiliz gemisi ile gelen Salâhattin Bey tarafından değiştirildiğini ve aynı gemi ile Refet Bey’in İstanbul’a dönmesi istendiği ve bunun üzerine gitmeyip istifa ettiği ve İstanbul hükûmetinin benim ile birlikte kendisinin tutuklanarak İstanbul’a gönderilmesini genelgeyle emrettiğini bilirsiniz. Bu kadar çok bilinenle bir bilinmeyeni çözememek, cebir bilenlerce pek hoş karşılanmazsa da, benim, bu konuda pes ettiğimi itiraf ederim.”

Neticede; “Refet Paşa’nın ciddiyetle bağdaşmayan bu davranışı, Aydın ve Salihli cephelerinde, düzenli ordunun kurulmasına değin, güvenilir bir komuta düzeni kurulamamasına” yol açacaktır.

Tarih ve siyaset sahnesi, verilen görevi kabul etmiş görünen ancak farklı hizmetler içinde bulunan ya da birebir ihanet içinde olan kişilerle doludur. Ancak, bu kişilerin olumsuz sıfatlarla anılmaları sadece kendilerini bağlar diyerek geçiştirmek mümkün değildir. Söz konusu vatan ve bağımsızlık ise, gerçekler bilinmelidir. “Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir. Yazan yapana sadık kalmazsa değişmeyen hakikat, insanlığı şaşırtacak bir mahiyet alır.” düşüncesi ile hareket eden Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk’ta yer alan her konu üzerinde titizlikle durmuştur. Ayrıntılı bilgilerin amacı sadece eskiyi hatırlatmak değil; sonraki zamanlarda yaşanabileceklere ışık tutmak ve genç kuşakları uyarmaktır.

Canan Murtezaoğlu

 

Dinlemek için tıklayın

 

Yararlanılan Kaynaklar:
SİTE; NUTUK, 4-5-6. Dosyalar
*“Safları belli ederek yürümek” başlıklı yazımıza da bakılabilir: https://xn--vatandaokumas-gbc79d.com/saflari-belli-ederek-yurumek/