“Ateşe Dönen Dünya” Sarıkamış (2)


Başlık, ilk yazımızda da açıkladığımız gibi, Prof. Dr. Bingür Sönmez ve Reyhan Yıldız’ın Sarıkamış Harekâtı’nı anlattıkları kapsamlı çalışmanın adıdır. Genç kuşakların mutlaka okuması gerektiğine inandığımız bu çalışmanın ilgili bölümünden diğer bazı bilgileri de kısaca aktarmaya çalışalım.

Kasım 1914 sonları… Kafkas Cephesi’nde durum: Gece eğitimi yapmamış olan tümenler olduğu gibi birçok tümende siper kazmak için yeteri kadar kazma ve kürek dahi yoktur.”

Genelkurmay İkinci Başkan Yardımcısı Albay Hafız Hakkı Bey, Enver Paşa’dan önce Erzurum’a gelir. Albay aylarca, Sarıkamış Harekâtı ile ilgili olarak çeşitli planlar üzerinde çalışmıştır. Ancak sonradan anlaşılacaktır ki, Albay’ın elinde bulunan ve sınırlarımız dışındaki Kafkasya’nın haritası hem yanlış hem eksiktir.

Saray damadı olan Albay Hafız Hakkı da taarruz taraftarıdır ve yaptırdığı keşfe göre bulundukları mevsimde yollarda hareket etmek mümkündür. Asıl sorun kolordu ve ordu komutanlarının saldırıya “içtenlikle taraftar” olmamalarıdır ve rütbesi düzeltilirse bu işi üstlenmeye taliptir. Albay’ın isteği kabul görecek ve hızla yükselecektir.

22 Aralık’ta Ruslara taarruz etmeyi planlayan Enver Paşa, 14 Aralık’ta, “yol boyunca koca bir ordunun ilk döküntülerini geride bırakarak” Köprüköy’e gelir. O döküntülerin, bir hafta sonra yaşanacak kıyametin ilk alâmetleri olduğu sonraki günlerde anlaşılacaktır.”

Üçüncü Ordu Komutanı Hasan İzzet Paşa’nın tedirginliği sürmektedir. Çünkü bu çapta bir taarruz için ordunun ne yeterli yiyeceği ne giyeceği ne silahı ne de cephanesi vardır. Karargâh bir sonra kalacağı yeri bilememekte, ordudan gelen emirler onlara ulaşamadığından kıt’alara da emir verilememektedir.

16 Aralık’ta cepheye teftişe gelen Enver Paşa, “atik davranıp Rus ordusunu imha edemediği için” Üçüncü Ordu Komutanı’nı subayların önünde azarlar. Rus ordusu Sarıkamış’ta imha edilmelidir. Hasan İzzet Paşa ise “bu mevsimde harekâtın bir faciaya dönüşebileceğini” vurgular. Saray damadı, otuz üç yaşındaki Enver Paşa ise kibir içinde ve hırsla şu cümleyi sarf eder: “Eğer hocam olmasaydınız sizi idam ettirirdim.”

Enver Paşa, kolordu karargâhlarına geçtiği emirle de askerlere; Kafkasya’ya girince her türlü bolluğa kavuşacaklarını bildirecek ve “İslam dünyasının tüm umudu sizin son bir yardımınıza bakıyor.” diyecektir.

Allah ile aldatma bu topraklarda hiç bitmeyecek gibidir…

Hasan İzzet Paşa görevden affını ister; tıpkı bugünün Türkiye’sinde Saray’la ters düşenlerin yaptığı gibi! Torunu Osman Saffet Arolat’a göre de dedesi istifaya zorlanmıştır. Enver Paşa görevi Liman von Sanders’e teklif edecek ancak Alman komutan, bahardan önce harekâtın başına geçmesinin mümkün olmayacağını söyleyecektir. Yayılan fısıltı ise; Sanders’in o mevsimde mevcut imkânlarla başarı kazanılacağına inanmadığı yönündedir.

Enver Paşa’nın önce Erzurum’a, oradan da İstanbul’a gideceği ya da seyirci olarak harekâtı izleyeceği bildirilmiştir. Ancak Almanlar baskı yapmaktadır. Ordunun karnını doyurmak gibi bir zorunluluk nedeniyle harekâtı ertelemeyi ya da yeni bir komutanın bölgeye gelmesini beklemeyi göze alamayan Enver Paşa, Üçüncü Ordu’nun komutasını üzerine alır…

20 Aralık gecesi orduya Padişah’ın şu sözleri iletilir: “… Geçen Balkan Harbi’nde ordu beni mahzun etmişti. Bu kere beni memnun ve mesrur edeceğinden eminim. Ben gece ve gündüz onlar için dua ediyorum.” Rus Çarı II. Nicholas da Aralık başında “görkemli treniyle” Kars’tan Sarıkamış’a doğru yola çıkmış, cepheye gidip madalya ve ödüller dağıtarak askerine moral vermiştir.

Erzurum Valisi Tahsin Bey ise, ordunun kendisinden istediği yiyecekleri göndermek için çabalamaktadır. Orduya çektiği telgrafta şöyle der: “Elde yeteri kadar ulaşım aracı yoktur ama halkın sırtında taşıtarak size yiyecek yetiştirmeye çalışacağım.”

“Çocuklar ve kadınlar Hükümet Konağı’nın önünde otuzar kiloluk torbaları yüklenerek cepheye doğru yola koyulurlar.” Anadolu’nun çilekeş insanı; çocuk-kadın demeden; kanı, canı, bedeni ve malı ile çare üretmeye, çare olmaya devam etmektedir.

Ulaşım hizmetleri de yetersizdir. Ordu Sıhhiye Başmüfettişi Tevfik Sağlam 1914 Aralık-1915 Ocak aylarında en az 25 bin askerin hastalıktan öldüğünü rapor edecektir. O günleri anlatan bir hatıra defterinde şöyle yazar: “…  Yalvarma, ağlama sadaları arasında dışarıya çıktım… Doktor da çıktı, baktı baktı da başını yumruklamaya başladı. Ağlıyor, ne yapayım oğlum ben de sizin gibi, bu halleri düşünmeyip de bu işe teşebbüs edenler kahrolsun, diyor… Zavallılara hiçbir muavenet (yardım) edilemiyor. Çünkü vesait (araçlar) mefkud (yok). Birer birer terk-i hayat ediyorlar.”

Bit belası da askeri sarmıştı. Eksi 30 derecede, terk edilmiş evlerde, ahırlarda toplu olarak konaklandığı ya da çalıların diplerinde giysi değiştirmeden günlerce kalındığı, atların torbalarında kalan arpa tanelerinin yendiği düşünülürse nasıl bir sonuç beklenebilirdi? “Oltulu köylüler yıllar sonra bile  çocuklarına, Sarıkamış’ta savaşan askerlerin kaşlarında yüzlerce bitin dolaştığını gördüklerini anlatmışlardır.” Hekimlerin ve hastabakıcılık yapan Erzurum İdadi Okulu öğrencilerinin de birçoğu tifüse yakalanmış ve ölmüştü. Şöyle dualar yükseliyordu göklere: “… Ya Rabbi, ya Rabbi, iki iyilikten birini ihsan et de zavallı milleti kurtar.”

Yine bir hatıra defterinden Harekât sırasına ait bazı cümleleri verelim: “İçtiğimiz su fena bir su, adi bir bataklık. Üç alayın pisliği hep burada, hayvan bile içmez fakat çar u na-çar içiyoruz.”

Üçüncü Ordu, Ruslara taarruz etmek için hazırlanmaktadır. İlk hedef otuz altı yıldır Rusların elinde bulunan Sarıkamış’tır. Ancak; “Okur yazar bir nefer bulup bölüğün kayıt defterini tutturmak çok güçtür.” “Mevsim, doğa ve ordunun malî teknik olanakları askerlerin geriden yardım almasına engeldir… Başka bir deyişle; ordunun bir günlük ihtiyacı bir ayda taşınabilmektedir.”

“Dr. Ramazan Balcı, ‘İntihar girişimi sayılabilecek bu hareketlerin psikolojik arka planında, son bir çılgınlıkla, ölümle pençeleşen İmparatorluğu kurtaracak mucizeyi aramanın yattığını’ belirtmiştir.”

Üçüncü Ordu Harekât’a 120 bine yakın askerle başlar. 22 Aralık Harekât’ın ilk günüdür. Ancak çıkan tipi, eldeki haritaların yanlış bilgiler içermesi Harekât planını aksatır. Tümenlerin kolordularla irtibatlarının kesilmesi sonucunda birlikler birbirine ateş açar. İkinci gün de yine aynı nedenlerle birlikler dört saat boyunca birbirleriyle çatışır. Tahminlere göre ilk iki günde Üçüncü Ordu, askerinin %10’unu kaybetmiştir. Tuğgeneral Ziya Yergök anılarında şöyle der: “…Tedbirsizliğin, çılgınlığın kurbanı olan bu masum gençlerin hayatlarını kim ödeyecek, nasıl ödenecek diye içimden düşündüm.”

Onuncu Kolordu askerleri ani bir baskınla Oltu’ya girdiğinde, Ruslar Ardahan yönüne çekilmeye başlar. Dokuzuncu Kolordu da Sarıkamış’a doğru ilerlemektedir ancak asker yürümekte zorlanmaya başlar. Eksi 20 derecede, 30-35 kg. lık sırt çantası ile yürümeye çalışan asker ter içinde kalmaktadır. Dinlenmek için oturduğunda da öylece donup kalmaktadır.

Enver Paşa, üç gündür yürümekte olan askere yeni bir hedef daha gösterir: Bardız. Dokuzuncu Kolordu Bardız’a girer. Yarbay Feldman’ın Sarıkamış’a girmek lazımdır düşüncesi üzerine Enver Paşa emri verir: “Derhal gece taarruzu yapılsın!”

Emir üzerine gece karanlığında ormanlara girilmiştir. O saatler hatıralarda şöyle yer alır: “Erler ve hayvanlar inişlere rastladıkça yuvarlanıyor, yıkılıyor, düşman ateşinden zarar görüyor ve yokuşlarda duraklıyordu… Şiddetli bir tipi başladı, Enver Paşa’nın acelesinden doğan felaketi tamamladı… Birçokları orada ebedî uykuya dalmışlardı.”

Türk askeri her türlü olumsuzluğa rağmen Turnagöl Dağlarının eteklerini işgal eder ve Rus askerlerinin dört gün boyunca Tiflis’le irtibatını keser.

“26 Aralık günü karargâhı ile beraber aç kalan Enver Paşa, 29. Tümen teğmenlerinden bir parça ekmek istemek zorunda kalmıştır.”

İstanbul gazeteleri ise askerlerimizin başarı elde ettiğini yazacak ancak ayrıntı vermekten kaçınacaktır.

Devam edecek…

Canan Murtezaoğlu

Dinlemek için tıklayın

 

 

Yararlanılan Kaynak:
Prof. Dr. Bingür Sönmez-Reyhan Yıldız; Ateşe Dönen Dünya: Sarıkamış, İkarus, s. 116 – 150