Atatürk’ ün Meclisi (6)

Birinci Meclis milletvekilleri, bağımsızlık ve özgürlük mücadelesinde ödünsüz bir devrimci duruş sergilerken, davranışlarına temel oluşturan özgüveni, esas olarak Türk halkının desteğinden almıştır. Halk, Meclis’i ve cepheyi sürekli izlemekte, ikircilik ya da kararsızlık hissettiği her gelişmede doğrudan devreye girmekte ve milletvekillerini uyarmaktadır. Yozgat ve Kırşehir halkının, 18 Ağustos 1920’de Meclis Başkanlığı’na gönderdiği iki telgraf, Türk halkının Kurtuluş Savaşı’na, bu savaşı sürdüren orduya ve Meclis çalışmalarına verdiği önemi gösteren çarpıcı örnekler ve tarihsel değeri olan belgelerdir. Bu belgelerde dile getirilen anlayış, tüm illerde yaygın olan ortak bir ulusal istenç haline gelmiştir. Milletvekilleri, gereksinim duydukları güç ve özgüveni, kişisel niteliklerinden olduğu kadar, esas olarak halkın neredeyse baskı haline getirdiği ilgi ve desteğinden almıştır.

Yozgatlılar, çok sayıda imza ile Meclis’e gönderdikleri telgrafta şunları söylüyorlardı: “Bugün, din adamları, eşraf, memur, esnaf, tüccar, kadın, erkek; Boğazlayan, Maden, Yozgat Kuvayı Milliyesi’ nden oluşan bütün Yozgat halkı; belediye önünde toplanarak şu kararı almıştır: Vatanın kurtarılması ve milli istiklâl kaygısı ile başlattığımız mukaddes kavganın bütün aşamalarını, büyük bir sinirlilik ve heyecanla izlemekteyiz. Üç yüz milyon Müslümanın dayanağı olan egemenliğimizi ve Hilafetimizi kurtarmak ve düşman saldırısını kırarak, ölüm-dirim kavgasını başarıyla yaşatabilmek için dünyayı hayran bırakacak fedakârlıkları yapmaya hazırız. Atalarımızın namus ve istiklâl bayrağını yüzyıllardan beri yere düşürmeden gayretli omzunda taşıma yeteneğini gösteren bugünkü fedakâr ordumuzdan, hücumlarını korkmaksızın şiddetlendirmesini istiyoruz. Orduyu güçlendirmek için, onun saflarına koşmaya hazırlanıyoruz ve o günü sabırsızlıkla bekliyoruz. Pek yakında ordumuzla beraber olma şerefi ile övünç duyacağız. Yüce kurulunuza yaptığımız başvurumuzun, cephedeki bütün fedakâr vatan evlatlarına duyurulmasını, Büyük Millet Meclisi ile Batı Ordusu Kumandanlığından rica ederiz.”

Kırşehir Müdafaa-i Hukuk adına ve eşraf imzalarıyla gönderilen telgraf ise şöyleydi: “Milli varlığımızı korumak uğrunda gereken kesin önlemleri düşünüp uygulamak üzere, sizleri milletvekili yaptık. Ancak, Büyük Millet Meclisi’nde yaptığınız görüşmelerde, beklediğimiz yararlı bir sonuca doğru ilerleyemediğiniz anlaşılmaktadır. Sizi milletvekili olarak seçenler, acaba hangi isteğinizi geri çevirdi? Beyefendiler, rica ederiz, dindaşlarımızın namus ve hayatları Yunan palikaryalarının ayakları altında daha fazla çiğnenmesin. Bu nedenle, son tehlikeyle karşı karşıya kalmadan düşünün, taşının. Yol göstermek sizden, o yola göre hareket etmek bizden, yardım da Allah’tandır.”

Birinci Türkiye Büyük Millet Meclisi, 1 Nisan 1923’te, milletvekillerinin yenilenmesi için seçim kararı alarak kendini feshetti. 120 milletvekilinin imzaladığı önergede; “ülkeyi savunma amacıyla toplanan” Büyük Millet Meclisi’nin, üç yıllık bir uğraşla amacına ulaştığı; bu nedenle, “tarihsel bir övünç kazanarak gelecek kuşakların takdirini hak ettiği”, artık ülkenin önünde, “barış sorunlarını çözmek ve ekonomik ilerlemeyi sağlamak” gibi iki “önemli ve mukaddes” amacın bulunduğu belirtiliyor, bu aşamada yeniden halkın oyuna başvurmanın “milletin geleceğinde daha büyük gelişmeler sağlayacağı” söyleniyordu.

Önergeyi kabul eden milletvekilleri, başarmış oldukları işin büyüklüğünden olacak, olgun ve özverilidirler. Pek çoğu, kazanılan zaferin ve milletin kurtuluşunda pay sahibi olmanın iç huzuruyla, kent ya da köylerine dönüp yaşamlarını sessizce sürdürmeye, kendi yerlerine gelecek gençlerin yapacağı işleri izleyerek “vatan yeni bir görev isteyene kadar” işleriyle uğraşmaya razıdır. Erzurum Milletvekili Durak Bey’in sözleri, birçok milletvekilinin ortak görüşünü yansıtmaktadır: “Efendiler, bu millet tarihinde büyük evlatlar çıkarmıştır. Onlar gibi memleketlerimize gidelim ve geleceğin gözcüsü olalım. Bence hiçbirimiz adaylığımızı koymayalım, buraya göndereceğimiz evlatlarımıza, kardeşlerimize bakalım. Eğer, ülkenin yararına bizim kadar çalışmıyorlarsa, yine gelelim, görevimizi yapalım. Onların üzerinde denetim görevini üstlenelim.”

Birinci Meclis’te görev alan milletvekillerinin önemli bir bölümü gerçekten aday olmadı ve yaşadıkları yerlere geri döndüler. Kendilerine ne bir ayrıcalık ne de devlet görevi istediler. Başka gelirleri olmadığı için almak zorunda kaldıkları milletvekili maaşlarını, Kurtuluş’tan sonra geri vermek isteyenler bile vardı.

“Ulusal Kurtuluş Meclisi” niteliğindeki Birinci Türkiye Büyük Millet Meclisi, savaş ve çatışmalarla dolu üç buçuk yıllık çalışma dönemine kendi son verdi ve yerini “devrim meclisi” niteliğindeki İkinci Büyük Millet Meclisi’ne bırakarak Türk tarihindeki onurlu yerine çekildi. Kurtuluş Savaşı başarılmış, saltanat kaldırılmış ve Sevr yok edilerek bağımsız ve özgür bir ülke yaratılmıştı. “Yoksul ve bitkin” Anadolu insanı, Birinci Meclis öncülüğünde, elindeki son olanakları kullanarak tarihte az görülen bir dayanışma örneği, benzersiz bir direnç göstermiş, Anadolu’nun ortasından tam anlamıyla bir halk iktidarı kurmuştu. Bu, gerçek bir “demokratik halk hareketiydi”; bir rüya, gerçeğe dönüştürülmüştü.

Mustafa Kemal, Meclis’in kendini yenileme kararı aldığı gün, oylamadan hemen sonra kürsüye gelir ve dakikalarca alkışlanan şu konuşmayı yapar: “Burada, büyük bir tarihin içindeki ibret verici gezintimizi sona erdiriyoruz. Beynimiz ve kalbimiz, yakın geçmişin bu muhteşem ve yüksek örneği karşısında saygı ve hayranlıkla doludur. Tarihte her zaman özgür ve bağımsız yaşamış bir milletin, dıştan ve daha çok içten gelen yıkıcı darbelerle boğaz boğaza çarpışarak, büyük bir düşmanlık âlemini yenen bu meclisin kudreti karşısında diz çökelim. Temiz ve açık vatanseverliğin, sağduyunun, yüzyıllarca süren acıların, haysiyet ve şerefin ve özgür millet içinde özgür insanın temsilcisi olan Birinci Türkiye Büyük Millet Meclisi ve onun şimdi bir kısmı sonsuzluğa göçmüş olan üyeleri, torunlarımız için, tarihin sisleri arkasında gittikçe devleşen efsane insanlardır. Bu insanların anıları, Türk milletinin karanlık, endişeli, bunalımlı günlerinde birer umut ve hayat ışığı olarak parlayacaktır. Birinci Türkiye Büyük Millet Meclisi, yüzyıllarca sonra da görev başında olacaktır. O, Kuvayı Milliye ruhunun kendisidir. Kuvayı Milliye ruhuna muhtaç olduğumuz her zaman, onu karşımızda ve başımızda göreceğiz.”
***
Bugün, içinde bulunduğumuz şartlar nedeniyle, Birinci Meclis’in Kuvayı Milliye ruhuna şiddetle ihtiyaç duyulmaktadır. Bu nedenle Birinci Meclis’i ve onun emsalsiz milletvekillerini tekrar göreve davet ediyoruz… Gelin! Ulusun size ihtiyacı var…

Tülay Hergünlü – SMMM

Dinlemek için tıklayın

 

Yararlanılan Kaynak:
Bu yazı dizisini, yakın zamanda kaybettiğimiz değerli yazarımız Metin Aydoğan’ın “Kürselleşme ve Siyasi Partiler” kitabının “I.MECLİS” bölümünden özetleyerek hazırladık.

 

PAYLAŞIM: