Atatürk’ ün Meclisi (2)

Kurtuluş Savaşı’nı yürüten Birinci Meclis’in, hükümet ve ordunun görev yaptığı koşullar, bugün birçok insana inanılmaz gibi gelebilir. Türk Kurtuluş Savaşı; inancın güce, kararlılığın teknolojiye ve ulusal direncin emperyalizme üstün geleceğini gösteren somut bir gerçek, destansı bir direniştir. Kazanılmış olan ilk anti-emperyalist savaştır. Bu savaş; yapımı henüz bitmemiş, değişik yerlerden toplanmış kırık dökük eşyalarla donatılmış, memur olarak lise öğrencilerinin çalıştığı ve milletvekili sıralarının Ankara Lisesi’nden getirildiği bir binadan yönetilmiştir.

Meclis tutanaklarının basılacağı kâğıt yoktu; tutanaklar dilekçe kâğıtlarına, mektup kâğıtlarına, hatta kese kâğıtlarına basılıyordu. Birçok akşam petrol lambalarına gaz bulunamadığı için, Meclis mum ışığında çalışıyor, milletvekilleri sabahlara dek süren “ateşli tartışmaları” birbirlerini tam olarak görmeden yapıyorlardı. Ordunun durumu Meclis’ten daha kötüydü. Silah, yiyecek, giyecek gereksinimi, en alt düzeyde bile karşılanamıyordu. Askere yemek olarak çoğu kez yalnızca “kuru ekmek” verilebiliyordu. Açlığa karşı doğadan ot toplayan erler, kimi zaman zehirli otları yiyor, bu da hastalık hatta ölümlere yol açıyordu.

Askerin yüzde yirmi beşinin ayağı tümüyle çıplak, bir o kadarının ise, bir ayağında eski bir ayakkabı, öbür ayağında çarık bulunuyordu. Sakarya Savaşı’nda, askerin yalnızca yüzde beşi üniformalıydı. Mustafa Kemal, Meclis’te, askerin iyi donatılmadığı yönündeki eleştiriler üzerine söz almış ve şunları söylemişti: “Askerlerimizin biraz çıplak ve yırtık elbise içinde bulunması bizim için ayıp sayılmaması gerekir… Fransızlar bana, elbisesiz askerlerin çete olduğunu söylediklerinde onlara, ‘hayır çete değildir, bizim askerlerimizdir’ dedim. Üzerinde üniforma yok dediler. ‘Üzerindeki elbise onların üniformasıdır’ dedim. Bu, Fransızlar için yeterli yanıt olmuştu. Elbiseli olsun, köylü elbiseli olsun, yeter ki onları yerinde kullanalım, kutsal amacımıza ulaşalım.”

Birinci Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 20 Ocak 1921’de kabul ettiği Anayasa’nın ilk maddesi, sıradan bir anayasa maddesi değil, tarihsel önemi olan ve devrim niteliğinde bir karardır. Bu maddeyle, altı yüz yıl aradan sonra, Türk yönetim geleneğine dönülüyor ve bu yöneliş, “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Yönetim biçimi, halkın geleceğini doğrudan ve eylemli olarak kendisinin yönetmesi temeline dayanmaktadır” biçiminde ifade ediliyordu.

Üç satırlık bu maddenin kapsam ve derinliğini gerçek boyutuyla kavramak, geleceğe yönelik sağlıklı sonuçlar çıkarmak için; Türk tarihini, bu tarih içinde yer alan yönetim geleneklerini, Selçukluları ve altı yüz yıllık Osmanlı İmparatorluğu’nu bilip anımsamak gerekir. Birinci Meclis’in amaç edindiği ve varlık nedeni haline getirerek ödünsüz yürüttüğü mücadele, geçmişten geleceğe yönelen gelişim isteğinin, millet varlığını korumanın, tarih bilincine dayandırılan somut bir ifadesiydi… Üç yıllık İlk Meclis döneminin ve sonraki 15 yıllık devrimler döneminin kanıtlanmış başarıları, bu bilinç üzerine oturtulmuştur. Milletin egemenlik haklarını korumak ve gerçek bir halk iktidarı kurmak için, yalnızca dışa değil, içe karşı da yürütülen mücadele konusunda Mustafa Kemal’in, 18 Eylül 1921’ de, Meclis’te Halkçılık Programı’nı açıklarken söylediği sözler, bu bilincin açık ifadeleridir:

“Türkiye Büyük Millet Meclisi, millî hudutlar dâhilinde hayat ve istiklalini temin ve hilafet ve saltanat makamını tahlis ahdiyle teşekkül etmiştir. Binaenaleyh hayat ve istiklalini, yegâne ve mukaddes emel bildiği Türkiye halkını, emperyalizm ve kapitalizm tahakküm ve zulmünden kurtararak irade ve hâkimiyetinin sahibi kılmakla gayesine vasıl olacağı kanaatindedir. Türkiye Büyük Millet Meclisi, milletin hayat ve istiklaline suikast eden emperyalist ve kapitalist düşmanların tecavüzatına karşı müdafaa ve bu maksada münafii hareket edenleri tedip azmiyle müesses bir orduya sahiptir. Emir ve kumanda salahiyeti Büyük Millet Meclisi’nin şahsiyet-i maneviyesindedir.”

Yirmi üç ana madde ve bir ek maddeden oluşan ilk Anayasa, “yasama ve yürütme erki” ni milletin tek ve gerçek temsilcisi olan Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde topluyordu. Getirilen sistemin özü; ulusal egemenlik, kuvvetler birliği ve meclis hükümeti rejimiydi. TBMM, hukuksal dayanağını ulusal varlığın korunmasından alan tam bir devrim meclisiydi. Yasa çıkarıyor, uyguluyor ve gerektiğinde yargılıyordu.

1921 Anayasası, 1923 yılında önemli değişiklikler geçirdi ve 20 Nisan 1924’te, 1962 yılına dek yürürlükte kalacak olan yeni biçimine ulaştı. 1923 ve 1924’teki değişiklikler, devletin biçiminin Cumhuriyet olarak belirlenmesinin ve devlet başkanlığı kurumunun oluşturulmasının zorunlu sonuçlarıydı. Kurtuluş Savaşı’nın ve Birinci Meclis’in ana amacı olan millet egemenliği anlayışına zarar vermeden hazırlanan 1924 Anayasası, yeni bir dönemin, sosyal devrimler döneminin gereksinimlerine yanıt veren yeni bir yaklaşımı temsil ediyordu. Kuvvetler Birliği’nin saf biçimi öz olarak korunuyor, ancak Yürütme’ye eskisine oranla daha geniş bir alan bırakılıyordu.

Devam edecek…

Tülay Hergünlü – SMMM

Dinlemek için tıklayın

 

Yararlanılan Kaynak:
Bu yazı dizisini, yakın zamanda kaybettiğimiz değerli yazarımız Metin Aydoğan’ın “Kürselleşme ve Siyasi Partiler” kitabının “I.MECLİS” bölümünden özetleyerek hazırladık.

 

PAYLAŞIM: