Ataşemiliterlikten, başkomutanlığa (2)


Büyük Zafer’e giden süreç adım adım yaklaşmaktadır. Ancak Ordu’nun taarruza kadar 2 milyon 100 bin liraya ihtiyacı olduğu hesaplanmıştır.  Millî Savunma Bakanı bastırıyor, Maliye Bakanlığı ise “hazine de beş kuruş kalmadı” diye feryat ediyordu.  Başkomutan Mustafa Kemal Paşa “Beyler” dedi, “Tamamen çaresiz değiliz. Hindistan Müslümanlarının yolladığı 600 bin lira bankada duruyor. Hiç dokunmadım kimseye de dokundurtmadım. Bu parayı Maliye Bakanlığı emrine vereceğim. İlk ihtiyaçları karşılar.”

Mustafa Kemal Paşa, Maliye Bakanı Hasan Fehmi Bey’e dönerek; “Geriye bir buçuk milyon lira kalıyor. Onu da Maliye Bakanı olarak siz bulacaksınız!” der. Hasan Fehmi Bey çaresiz bir sesle “Nerden? Bulabileceğim hiçbir yer yok.” diye yanıt verir. Başkomutan mazeret kabul etmez bir tavırla; “Bunu ben bilemem.” der, “Siz bu göreve işte bu zor gün için seçilmiştiniz.”  

Hasan Fehmi Ataç parasızlık yüzünden taarruzun yapılamaması halinde başına gelebilecekleri düşünmekten gece uyuyamaz ancak sabah işe geldiğinde bir çare bulmuştur. Ankara Osmanlı Bankası Müdürü Mösyö Bojeti’yi makamına davet eder ve “…Maliye’ye bir buçuk milyon lira lazım ve bu parayı bana sen bulup borç olarak vereceksin.” der. Müdür telaşla; “Ben, hayır, buna imkân yok.” diye cevaplar. Hasan Fehmi Bey, “Boşuna çırpınma. Millî hükümetin sınırları içinde on altı şubeniz var. İstediğim bu parayı vermezsen, şubelerinin tamamına el koyar, kasalardaki bütün parayı alır, yerine makbuz bırakırım. Düşünmek için sana bir saat mühlet. Git, düşün, gel!” Mösyö Bojeti durumun ciddiyetini anlamıştır. “Mühlet istemem.” der, “Yarın emrinizde olur.”  

İngiliz sever gazeteci Ali Kemal şöyle yazar: “Tehlike üzerimize doğru yürüyor. İzmir’i, Edirne’yi kılıçla, kuvvetle kurtarmak, Yunanlıları denize dökmek tasavvuru, bir rüya idi, bir hülya oldu. Ankara’nın iç ve dış siyaseti iflas etmiştir.”

Hiç kimse Türk ordusunun büyük taarruz için hazırlandığından haberdar değildir. Ankara’da görünürde her şey sakindir. Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, 13 Ağustos gecesi Ankara’da Sovyet Elçiliği’nde kaza sonucu çıkan ve etrafa yayılma tehlikesi gösteren yangını söndürme çalışmalarını izler.

Afyon güneyine kaydırılacak birliklerin geçeceği yollar, konaklayacakları yerler belirlenmiştir. İstihkâm birlikleri ve işçi taburları ağır topların geçeceği yolları düzeltmekte, köprüleri güçlendirmekte, dar geçitleri genişletmektedir. Toprakta kalan izler çalışıldığı anlaşılmasın diye ağaç dalları ya da samanla örtülmektedir. Yürüyüş sırasına bağlı olarak köyler boşaltılmaktadır. Yürüyüş emrini alan birlik hava kararınca yola çıkacak, yol boyunca ışık kullanmayacak, gün doğmadan önce konaklayacağı yere varacaktı. Herkes ağaç altlarına, evlere, ahırlara, ambarlara sığınıp akşama kadar gözden saklanacak, gündüz kimse görünmeyecek, ateş yakılmayacak, açıkta kalan her şey maskelenecekti. Amaç çok sık uçan Yunan uçaklarına açık vermemekti.

Bazı birliklerin ayrıldıklarının anlaşılmaması için çadırları sökmeden bırakması uygun görülür. Geride kalacak az sayıda er, birlik ayrılmamış gibi günlük etkinlikleri sürdürmeye devam edecektir. Düşmanı kandırmak için kimi küçük birlikler gündüz ters yönde yürütülüp gece tekrar geri alınacaktı.

İsmet Paşa yürüyüşü günlük, kısa emirlerle kendisi yönetecektir. 14/15 Ağustos gecesi Birinci Kolordu’dan 15. Tümen Çay batısına kayacak, onun boşalttığı yere de Dördüncü Kolordu’dan 11. Tümen gelecektir.

Afyon’un güneyine dört kolordu kaydırılacaktır. Birinci Kolordu Çay yakınında, İkinci Kolordu Emirdağ’da, Dördüncü Kolordu Bolvadin civarında, Süvari Kolordusu ise Ilgın ve Akşehir çevresindedir.

14 Ağustos gecesi yola çıkacak olan 15. Tümen’in Komutanı, Batı Cephesi eski Kurmay Başkanı Yarbay Naci Tınaz’dır. 15. Tümen’in eski komutanı Şükrü Naili Bey, 2. Ordu’ya bağlı Üçüncü Kolordu’nun komutanı olmuştur.

14/15 Ağustos 1922 gecesi Başkomutan, orduları harekete geçirir.

100 bin kadar insan, binlerce at, hayvan ve araba…

Subaylar ve askerler erkenden yemeklerini yerler ve hava iyice kararınca 15. Tümen yürüyüşe geçer.

Yunanlılar, sonsuza kadar Anadolu’da kalacakları hayaliyle çeşitli girişimlerde bulunmuşlardır. Anadolu’da Yunan Millî Bankası’nın şubeler açmasını, ilk şubenin de Eylül’de Ayvalık’ta açılmasını uygun görmüşlerdir. Bunun yanı sıra İzmir’de de bir üniversite kurulması kararlaştırılmıştır. Yunanlılar, Anadolu’nun deyimiyle “dereyi görmeden paçaları sıvamaya” başlamışlardır.

Türk ordularının yer değiştirmesi 16 Ağustos sabahına kadar yavaş yavaş ve çok gizli bir şekilde sürdürülür. Dördüncü Kolordu’dan 5. Tümen de 17 Ağustos akşamı güneye doğru yola çıkar. Yunanlıların hayalleri de kendileriyle birlikte denize dökülmek üzeredir.

Başkomutan Mustafa Kemal Paşa da gizlice Konya’ya doğru yola çıkar. 17 Ağustos’ta öğleden sonra şehre girer. Geceyi demiryolları genel müdürü olarak Konya’da görev yapan Behiç (Erkin) Bey’in evinde geçirir. 18/19 gecesi de yine gizli olarak Konya’dan Akşehir’e hareket eder.

20 Ağustos 1922’de Hâkimiyet-i Milliye gazetesinde bir haber yayımlanır: “Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Paşa Hazretleri, Ağustos’un 21. Pazartesi günü öğleden sonra saat 4:00’da Çankaya’daki köşklerinde şehrimizde bulunan kordiplomatiğe bir ziyafet vereceklerdir. Ziyafette bütün elçiler ve siyasî kişiler hazır bulunacaktır. Birçok kişiye dün bu hususta davetiye gönderilmiştir.”

Herkesin ziyafet hazırlıkları içinde olduğunu düşündükleri Başkomutan cephededir ve bu haber, onun cepheye gittiğini gizlemek amacıyla yayımlanmıştır.

20 Ağustos akşamı İkinci Kolordu ile Süvari Kolordusu da harekete geçerler. İki kolordu güneye inerken büyük komutanlar da Akşehir’de Batı Cephesi Karargâhı’nda Başkomutan’ın odasında bir araya gelirler. Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, Birinci Ordu Komutanı Nurettin ve İkinci Ordu Komutanı Yakup Şevki Paşalara taarruz planını harita üzerinde ayrıntılı olarak anlatır ve Batı Cephesi Komutanlığı Kurmay Başkanlığına vekâlet eden Asım Gündüz’e dönerek:

“25 Ağustos akşamı her türlü haberleşmeye son verilecek. Limanlara giriş-çıkış durdurulacak. İstanbul ile İzmit arasındaki kara ve demiryolu ulaşımı kesilecek. Yani biz işi bitirene kadar dünyanın Anadolu’dan haberi olmayacak. Yeteri kadar uçağımız var. Çocuklar düşmanın hava keşfi yapmasını da önlesinler.” emrini verir. Ardından da İsmet Paşa’ya bakarak üç yüz yıldır verilmemiş bir emir ve kararı bildirir:

 “Siz de ordulara yazılı emrinizi veriniz. 26 Ağustos Cumartesi sabahı düşmana taarruz edeceğiz.”

Devam edecek…

Tülay Hergünlü – SMMM