Ana dilde ibadet üzerine

Cumhuriyet’in ilanının hemen ardından şer odakları çalışmaya başlar. Günümüze kadar gelen bu çalışmaların değişmez ana temasında; Atatürk, Cumhuriyet, Türkçe ibadet ve Türkçe ezan konusu işlenir; bıkmadan, usanmadan. 21. yüzyıl Türkiye’sinde hâlâ Kur’an, Arapça olarak okunmalı diye dayatılıyor. İnsan ise okuduğunu anlamak istiyor ve kendi dilinde yapılan Kur’an meallerinin peşine düşüyor.

Elbette Kur’an’ın Türk insanına Arapça olarak dayatılmasının farkındadır Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve kollar sıvanır. Süreci kısaca anlatmaya çalışalım…

21 Şubat 1925’te, Eskişehir mebusu Abdullah Azmi Efendi’nin (Tolun) Kur’an’ın Türkçeye çevrilmesi önerisi Meclis’te kabul edilir. Osmanlı İmparatorluğu da dâhil olmak üzere, o güne kadar resmî olarak Kur’an’ın Türkçe çevirisiyle ilgili bir çalışmanın yapılmadığı düşünülecek olursa bu karar, bir devrimdir!

1914’te Tüccarzade İbrahim Hilmi Bey, tefsir işine girişmiş ancak devamını getirememiştir. 1922 yılında ilk kez Çağatay Türkçesiyle yapılan çeviri de Osmanlı Türklerinin ihtiyacını karşılayacak durumda değildir. Keza, 1926 ve 1928’ de Fransızca Kur’an çevirileri ile yine 1928’ de Süleyman Tevfik ve Mehmet Cemalettin Efendi’nin Türkçe çevirileri bazı çevrelerce güvenilir bulunmaz. O yıllarda, İslam bilginlerinin, Kur’an’ın Türkçe çevirisini okumanın ve namazı Türkçeye çevrilmiş dualarla kılmanın büyük günah olduğu yönündeki düşünceleri de topluma dayatılmaktadır. Ciddi anlamda bir Kur’an çevirisine ihtiyaç olduğu ortadadır. Atatürk ayrıntılı bir çalışma başlatır.  Her konuda olduğu gibi Kur’an’ın Türkçe tercümesi konusunda da ilmî talepleri vardır ve bu taleplerini yedi madde altında toplamıştır:

Ayetler arasında ilişkiler gösterilecek.
-Ayetlerin iniş (nüzul) sebepleri kaydedilecek.
-On okuma tarzını geçmemek üzere kıraatler hakkında bilgi verilecek.
-Gerektiği yerlerde kelime ve terkiplerin (birleşim, birleştirme, bir araya getirme /tamlama) dil izahları yapılacak.
-İtikatta (inanma, inanç) ehlisünnet ve amelde Hanefi mezhebine bağlı kalınmak üzere ayetlerin ihtiva ettiği dinî, şerî, hukukî, içtimaî ve ahlakî hükümler açıklanacak. Ayetlerin ima ve işarette bulunduğu ilmî ve felsefi konularla ilgili bilgiler verilecek. Özellikle tevhit (Allah’ın birliğine inanma, bir sayma, bir olarak bakma) konusunu ihtiva eden ibret ve öğüt mahiyeti taşıyan ayetler genişçe izah edilecek. Konuyla doğrudan ya da dolaylı ilgisi bulunan İslam tarihi olayları anlatılacak.
-Batılı yazarların yanlış yaptığı noktalarda okuyucunun dikkatini çekecek gerekli açıklamalar yapılacak.
-Eserin başına Kur’an hakikatini açıklayan ve Kur’an ile ilgili bazı önemli konuları izah eden bir önsöz yazılacak.

Bu arada İçtihat Mecmuası başyazarı Abdullah Cevdet, Çengelköy Kadiri Tekkesi Şeyhi Nurettin Artam ve Ayasofya Camii hocalarından Mehmet Cemalettin’in başını çektiği bir grup, hem Kur’an’ın hem de namazın Türkçeleştirilmesinden yana olurlar ve Cumhuriyet liderlerine arka çıkarlar. Nitekim Mehmet Cemalettin Efendi, İstanbul Göztepe’de bir camide 19 Mart 1926 Ramazan ayında, önce hutbeyi Türkçe okuyacak ve sonra da namazı kendisinin hazırladığı Türkçe Kur’an çevirileriyle kıldıracaktır. Tekbirleri ve tespihleri de Türkçe yapan bu aydın hoca, namazı bitirirken “Selam size ve Allah’ın rahmeti sizedemeyi de ihmal etmeyecektir. Ancak şikâyetler üzerine Diyanet İşleri Başkanlığı Cemalettin Efendi’yi görevden alacaktır.*

Tefsir’e gelecek olursak; bu iş ilk olarak Arapçaya tam anlamıyla vâkıf olan Mehmet Âkif Ersoy’a verilir.  Âkif tefsirini tamamlamasına rağmen (bazı kaynaklara göre de bitirememiştir) içine sinmediği için Ankara’ya göndermez; anlaşmasını fesheder ve aldığı avansı da iade eder. Bunun üzerine Atatürk, bu görevi Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır’a verir. Elmalılı, günümüzde bile aşılamamış olan 9 ciltlik tefsirini 1935 yılında tamamlar. 1936 yılında ilk baskısı yapılır. Finansmanına Atatürk de katkı sağlar. Tefsir, devletin ileri gelenlerine, din adamlarına ve halka ücretsiz olarak dağıtılır. Buradan itibaren sözü Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk’ e bırakıyoruz. ** Şöyle anlatıyor Öztürk:

Elmalılı tefsiri, akademik tarafı, ilmî tarafı bir tarafa bırakılırsa, Atatürk’ün eseridir… Elmalılı’yı getiriyor Atatürk. Meclis kararıyla, hepiniz biliyorsunuz, ‘Kur’an’ı Türk diline tercüme ve tefsir edeceksin’ diyor. İlk baskısının önsözünde bunlar var. Bir şey daha arz edeyim size.  Elmalılı tefsirinin şu macerasını satırlara döken “sunuş” kısmını daha sonraki baskılardan çıkarmışlardır. Türkiye’de bu kadar haysiyetsiz oyunlar oynanmıştır; Atatürk ve din meselesinde, Atatürk’ün Elmalılı tefsirinin arkasında olduğu yolunda bir bilinç, bir bilgi çıkmasın diye… Elmalılı’ya bu tefsiri yaptırıyor. Türkçe tercüme ve tefsir… Elmalılı tefsiri ortada, 9 cilt. Söylenti değil, rivayet değil ve arkasında Atatürk’ün imzası var. Atatürk’ün meclisinin kararı var. Bir şey daha var. Atatürk; devlet başkanı sıfatıyla bunu yapmakla kalmamış, tarihe bir güzellik daha bırakmıştır. Bu tefsirin finansmanına bizzat kendi parasıyla katılmıştır. O da Atatürk’ün tarihin kulağına ‘Ben bu işe gönlümle de katılıyorum.’ şeklinde fısıldadığı bir güzelliktir. Şimdi bu tefsir ortada, Atatürk dine nasıl bakıyordu? Elmalılı tefsiri nasıl bakıyorsa, öyle bakıyordu. Bunun cevabı budur… Arkasından da yine meclis kararı ile 12 ciltlik Buharî Tercüme ve Şerhi yapılmıştır… Yıkılması gereken hurafeyi yıktı. Cumhuriyet’le yerine neyin konması gerektiğini tespit etti ve bunun ilk iki adımını attı. Fakat biz onun arkasını getiremedik.”

Atatürk sadece Kur’an’ın Türkçeye çevrilmesi ile yetinmez, hadislerin Türkçe çevirisini de yaptırır.  Ahmet Naim ve Kâmil Miras tarafından hazırlanan “Sahihi Buhari Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercemesi” adlı 12 ciltlik hadis tercümesi 1928 yılında yayımlanır. Aynı yıl camilerde hutbelerin Türkçe okunması da karara bağlanacaktır. 1933 yılına gelindiğinde ise ezanın Türkçeleştirilmesi ve makamına uygun olarak okunması için gerekli yasal düzenlemeleri hayata geçirecektir. Türkçe ezan uygulaması 18 yıl sürecek ancak her ne kadar ezan minarelerde Türkçe okunsa da müezzinler, aşağıya inip içeride Arapça okumaya devam edeceklerdir. Türkçe ezan okuma uygulamasına, 1950 yılında Adnan Menderes iktidarı tarafından tamamen siyasi gerekçelerle ve oy devşirmek amacıyla son verilecektir.

Atatürk, “Tanrı’ya Arapça ile mi yoksa ana diliniz Türkçe ile mi tapınacaksınız? İrtica bataklığını kurutmak için önce buna karar vereceksiniz. Yoksa sonsuza kadar sivrisineklerle mücadele edeceksiniz.” sözleriyle Türk Milleti’ne kendi diliyle ibadet yolunu açmıştır.

Ezan konusuna gelince; ezan bir paroladır ve tüm dünyada Arapça okunmasında yarar vardır; buna diyeceğimiz bir şey yok! O yıllarda Türkçe olarak denenmiş ve kabul görmemiştir. Bunda bir art niyet aramak beyhudedir. Ancak, ana dili Türkçe, Kürtçe, İngilizce, Fransızca ya da başka dünya dillerinden biri olan ülkelerdeki Müslüman halkın Kur’an’ı anlamak için kendi dillerinden çevirisini okumaları, Kur’an’ın; “Anlayasınız diye biz onu Arapça bir Kur’an olarak indirdik” (Yusuf,2) diyen ayetinin ruhuna uygundur. Sonuçta Arap ülkesine, Arapça konuşan bir peygambere, Hz. Muhammed Mustafa’ya Arap diliyle indirilmiştir. Herhalde İngilizce ya da Türkçe indirilecek değildi. O vakit Arap halkı, “bu yabancı dilde gelmiş bir kitaptır, biz onu anlamıyoruz,” demezler miydi?  

Dünya üzerinde sayısı bilinmeyen diller konuşulmaktadır. 1,5 milyarın üzerinde çeşitli ırklara ait Müslüman nüfus olduğu düşünülecek olursa; bu kadar insanın Arapça öğrenmesinin neredeyse imkânsız olduğu apaçık bir gerçektir.  Kaldı ki, Yüce Allah isteseydi, yeryüzündeki herkesi tek bir ümmet olarak yaratırdı. Bunu istememiş ki, çeşitli ırklar ve diller yaratmasıyla dünyaya harikulâde bir ahenk katılmış.

Arapça bilmeyenlerin kendi dilinde ve de anlayarak Kur’an okumaları, namaz kılmaları Kur’an’ın ruhuna ters değildir. Bırakın herkes anladığı dilde ibadetini yapsın. Bu konuda Prof. Dr. Hüseyin Atay’ın görüşünü de verelim: “…Kur’an’da Allah konuşuyor. Size ne dediğini ve ne demek istediğini öğrenmeyi istemek hakkınız. İnsan bu hakkını kullanmaktan sorumludur.” ***

Artık insanların ibadetine müdahale etmekten, tarihi gerçeklere saldırmaktan da vazgeçmenin zamanı gelmedi mi?

Tülay Hergünlü – SMMM

Dinlemek için tıklayın 

 

Yararlanılan Kaynaklar:
*Şevket Çizmeli, Menderes Demokrasi Yıldızı, Arkadaş Yayınları. Yazar bu bölümü Dücane Cündioğlu’ndan alıntılamıştır.

** Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk; Yeniden Yapılanmak, Atatürk ve Din bölümü, s.142-151
*** Kur’an Türkçe Çeviri, “Allah’ın İnsana Son ve Ebedi Mesajı” bölümü, Atay Yayınları, 2017

 

PAYLAŞIM: