Ali Galip nasıl çark etti

Sivas’a gelen Mustafa Kemal, Elazığ’a geçmek üzere Sivas’ta bulunan Ali Galip Bey’i Kolordu Kumandanlık Dairesi’ne çağırır ve şöyle der: “… Askerler mert olur. Türk askeri ise mertlerden mert ve pek civanmert olur. Siz, cihanın kabul ettiği bu kurala istisna mı teşkil ediyorsunuz?”

Mustafa Kemal bu sözleri neden söylemiştir?
Öncesine gidelim…

“Cumhuriyet’in doğum belgesi” Amasya Tamimi’ nin 22 Haziran 1919’da tüm ülkeye bildirilmesinin ardından, “İngiliz Olağanüstü Temsilcisi” nin istek ve ısrarıyla görevden alınan Mustafa Kemal; “Bağımsızlığını emin görmek isteyen milletin önüne hiçbir haksız set çekilemez!” diyecek, Amasya’dan Tokat’a hareket edecek ve bir gün sonra da Sivas’a geçecektir.

25 Haziran’da henüz Amasya’da bulunan Mustafa Kemal, Sivas’ta, kendisi ile ilgili bazı olumsuz girişimleri haber alır. Yaveri Cevat Abbas’a, ertesi sabah karanlıkta güneye hareket edeceklerini ve bunun gizli tutulmasını söyler. 5. Tümen Komutanı ve kurmaylarıyla görüşerek, güçlü bir atlı piyade birliğini o geceden başlayarak oluşturmalarını ister. İlk durak Tokat olacak, birlik oluşur oluşmaz da Sivas’a yöneleceklerdir. Ertesi gün Tokat’a varıldığında Mustafa Kemal, telgraf merkezini denetim altına aldırır, hiçbir yere bilgi verilmez. O geceyi orada geçirirler ve 27 Haziran’da Sivas’a hareket edilir. “Otomobille Tokat’tan Sivas yaklaşık altı saattir.”

Mustafa Kemal, Sivas Valisi’ne, “Ordu Müfettişliği” unvanını kullanarak, Tokat’tan Sivas’a hareket ettiğini açık bir telgrafla bildirir. Telgrafta, özellikle hareket saati belirtilmiştir ancak telgraf, hareket saatinden 6 saat sonra çekilecektir. Bu konuda bilgi sızmaması için gerekli önlemler alınır.

Bu sırada Sivas’ta ne olup bittiğini Nutuk’tan öğrenelim:

“İçişleri Bakanı Ali Kemal Bey’in bir genelgeyle verdiği emrin tarihi olan 23 Haziran günü, Sivas’ta, Ali Galip Bey adında biri, on kadar adamıyla hazır bulunuyormuş. Bu kişi İstanbul’dan Elazığ Valisi olarak gönderilmiş olan Kurmay Albay Ali Galip’tir. Sözde, ilin ikinci derece görevlileri olmak üzere, birtakım insanları da İstanbul’dan seçmiş, beraberinde götürüyor. Ali Galip yolu üzerinde bulunan Sivas’ta durmuş. Özel bir görevi olduğundan kuşku duymamak gereken Ali Galip, orada derhal güçlü yandaşlar bulmuş!.. İçişleri Bakanlığı’nın bana karşıt emri gelir gelmez de işe başlamış. Sivas sokaklarında duvarlara, benim ‘hain, asi, zararlı bir adam olduğuma dair’ yaftalar yapıştırılmış.”

Ali Galip bununla da yetinmez. Vali Reşit Paşa’nın makamına gider ve Mustafa Kemal Sivas’a geldiğinde kendisine ne yapacağını sorar ve cevabı da yine kendi verir: “Ben senin yerinde olsam, derhal kollarını bağlar, tutuklarım. Senin de böyle yapman gerekir.” Reşit Paşa ise “bu işin bu kadar basit olacağına inanamamıştır.” Tartışma kızışmış, halk da verilecek kararı anlamak için toplanmıştır. Tam bu sırada Vali’nin eline Mustafa Kemal’in Tokat’tan çektirdiği telgraf ulaşır. Telgrafı Ali Galip’e uzatan Vali, “İşte kendisi geliyor, buyurun, tutuklayın.” der. Telgraftaki hareket saatini okuyan ve kendi saatine bakan Vali Reşit Paşa; “Efendim geliyor değil, gelmiş olacaktır,” diye ekler.

Çark eden Ali Galip; “Ben tutuklarım dedimse, benim il sınırlarım içinde olursa tutuklarım demek istedim.” deyince de halk “Haydi öyle ise karşılamaya gidelim,” der ve toplantı dağılır.

Halk ve askerler parlak bir karşılama töreni için zaman kazanmak isterler ve Mustafa Kemal’i, şehrin girişine yakın Ziraat Numune Çiftliği’nde dinlendirmeye yönelik çare düşünürler. Vali Reşit Paşa, Mustafa Kemal’in daha önce örgüt kurması için Sivas’a gönderdiği Talip Bey’den bu görevi üslenmesini ister ve kendisinin de hazırlıklar bitince onlara katılacağını bildirir. Talip Bey, çiftliğin yakınında otomobilinden iner ve Mustafa Kemal ve arkadaşlarını karşılar. Olan biteni ayrıntılarıyla konuşurlar. Talip Bey, görevinin onları orada biraz oyalamak olduğunu söyleyince Mustafa Kemal; “Çabuk otomobillere ve Sivas’a!” der.

O anda aklına gelen şudur: Karşılama töreni yapılacak diye Talip Bey aldatılmış olabilir ve tam tersi bir hazırlık için zaman kazanıyor olabilirler… Tam hareket edecekken Sivas tarafından bir otomobil yanaşır. Vali Paşa içindedir. Vali, biraz daha dinlenmelerini ister ancak Mustafa Kemal, “Hemen hareket edeceğiz ve sen benim yanıma gel!” der. “Bu basit önlemin neden alındığını açıklamaya gerek yoktur.”

Sivas’a varılmıştır. Mustafa Kemal şöyle diyecektir: “Bu manzara, Sivas’ın saygıdeğer halkının ve Sivas’ta bulunan kahraman subay ve askerlerimizin bana ne kadar bağlı ve sevgi dolu olduğunu ispat eden canlı bir tanıktı…”

İşte, Mustafa Kemal’in Ali Galip’e söylediği sözlerin arkasında bu olaylar vardır. Ali Galip bir kez daha çark edecek, iletilecek bazı gizli sözlerinin olduğunu söyleyecek ve gece, yalnız olarak Mustafa Kemal’le görüşmek istediğini bildirecektir. Mustafa Kemal bu görüşmeyi kabul eder. Ali Galip aslında (!) sırf Mustafa Kemal’e hizmet etmek için Elazığ valiliğini kabul etmiş ve Sivas’a da emirleri almak için uğramıştır. (!) Bin türlü kanıtla bunları açıklamaya çalışan Ali Galip için Mustafa Kemal şöyle diyecektir: “Bizi sabaha kadar oyalayarak başarılı bile olduğunu itiraf etmeliyim.”
***
Çanakkale Savaşları sürerken de Atatürk’ün yaveri olan Cevat Abbas, hatıralarında şöyle yazar: “Bu tarihten tam 15 sene sonra, yarattığı Cumhuriyet gençliğine verilecek askeri terbiye için hazırlattığı kitapta: ‘Mükemmel bir kumandanı vücuda getiren şey, mükemmel ahlaktır.’ diyerek büyük kumandan hasletlerinden başlıcasını tespit etti. Ve bu düsturunu yeni kuşaklara akide olarak bıraktı.”*

Mustafa Kemal ahlakı, verilen mücadelenin en ince ayrıntısına kadar Türk milleti ile paylaşılması demektir. Bugün Devlet’i yönetenlerde  göremediğimiz bir “özel ahlak” tır bu; yani dürüst, açık, şeffaf ve onurlu olmaktır.

Devlet’imizin yönetiliş biçiminden rahatsızlık duyan, bütün güçlerin tek bir kişide toplandığı yeni rejimi doğru bulmayan, izlenilen yol ve yöntemlerin yanlışlığını gören ve bunları tarihe not düşmeyi bir görev ve sorumluluk sayan birçok aydınımız var. Genç kuşaklarımızın da yakından tanıdığı, Uluslararası Osmanlı Etütleri Komitesi yönetim kurulu üyesi Prof. Dr. İlber Ortaylı da bu aydınlarımızdan biri. Değerli tarihçimizin bazı satırlarını paylaşalım: “Mesela, parlamenter rejimin geleceğini dahi düşünmeden her türlü menfi sıfatı yakıştırdıklarımız, bir gecede ‘dev adamlar’ oldu. Dahası 1920 Büyük Millet Meclisi üyeleriyle aynı sıraya kondu. ‘Tarih  yazdılar’ deniliyor. Tarih yazmak mektup yazmaya benzemiyor, mürekkebi uzun zamanda kurur. Ne yazdıklarını çocuklarımız görecek, inşallah iyi sonuçlar görürler.” **

Yazımızı, Devlet’imizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün cümleleriyle sonlandıralım; ilki yönetenlere, ikincisi de yönetilenlere…***

“Hakikaten memlekete hizmet etmek istiyenlerin kalbi açık olmalıdır; açık söylemelidirler. Millet ile, milleti sevk ve idare edenler çok açık görüşmelidirler. Olan şeyler ve yapılacak şeyler olduğu gibi ifade olunmalıdır. Yoksa, safsatalar ile milleti aldatmak, onu birbirine düşürmek demektir. Kuralımız, daima millete karşı hakikatleri ifade olmalıdır. Milleti aydınlatma, bu demektir. Millete hakikati izan edenler, kendilerinin de aldanmadığına emin olmalıdır. Arkadaşlar, benim bütün hayatımda takip ettiğim meslek budur!”
Ve;
“Millet işlerinde her ferdin zihninin, başlı başına faaliyette bulunması lâzımdır.”

Canan Murtezaoğlu

Dinlemek için tıkla

 

Yararlanılan Kaynaklar:
Nutuk, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, s. 24-27

*Atatürk’ün Yaveri Cevat Abbas Gürer, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları,  s.17
** Prof. Dr. İlber Ortaylı; Türkiye’nin Yakın Tarihi, Kronik, s.161
***http://ataturkicimizde.com/ataturkun-devlet-yonetimi-uzerine-sozleri/; (Gazi ve İnkılâp; Mahmut Soydan, Milliyet gazetesi, 8. 12. 1929) ve (Atatürk’ün S.D.II, s. 95)

 

PAYLAŞIM: