Ahilik: Tarih ile gelecek arasındaki güncel köprümüz


Ahilik kurumu; ülke, toplum ve ekonomik varlığın sürdürülebilirliği ve güvenliği için, bireyin kişilik ve iş yaşamı gelişimlerini teknik ve manevî boyutta, kardeşlik ve dayanışma temelli yapısı ile gerçekleştirir, denilebilir.

21. yüzyılda Ahilik kültürü ve mirası aile, gençlik ve birey ile işletmenin yanında olunmasını sağlayarak geleceğin ekonomisine hayat vermeyi sağlayabilir.

Üretici ve eğitimcilerin yer aldığı kuruluşlar toplumla iletişime geçmeli; anne, baba ve gençler ve diğer bireylere ayrı ayrı kulak vermelidirler.

Benim öğrencilik zamanım olan 90’lı yıllarda lise ve üniversite mezunları sudan çıkmış balık misali piyasaya gittiklerinde; sosyal güvencesiz, yol-yemek gideri karşılanmayan staj imkânı bile bulamıyor, iş ararken tanıdıktan ya da “mensubiyet” ten yoksun oldukları için zaman zaman alay ve aşağılanma ile karşılaşabiliyor, mütevazı bir maaş ile iş bulsa da kapı kapı dolaşarak pazarlama yaptığı iş yerlerinden saygısızca kovulabiliyorlardı.

Mezunların ve öğrencilerin elleri çıkarcılık dışında pek tutulmuyor, insaniyet, ahlâk ve dayanışma gibi değerlerin soğuk yokluğu deneyimleyenlerin iliklerine işliyordu.

İşverenler ise hangi sektör ve ölçekte olursa olsun, kurumsal ve bilimsel kültür ile işletmelerini yönetip kazandırmak ve katılımcılıkla iş görmek konusunda her zaman desteğe gerek duymuştur.

Günümüzde istisnalar haricinde, gemisini kurtarabilen kaptanlar dışında durum halâ farklı gözükmemektedir. Eğitime ve nitelikli bilgiye erişim ile geleceği olan iş seçimi, Türk insanı için halen lüks konumundadır.

İstihdam, işsizlik ve iş aramaktan vazgeçme rakam ve oranlarına bakmak veya sitemizde de daha önce yayınladığımız, ülkemizdeki eğitim seviyesine göz gezdirmek bizlere fikir verebilir. (https://xn--vatandaokumas-gbc79d.com/egitim-seviyemiz/)

Ama bu durumlar ümitsizlik için “asla” gerekçe olamaz. Çözüm için güç verilmeli ve istekli olunmalıdır. Anadolu’da gençliğin kendine, varsa mesleğine ve topluma inançsızlığını, vizyonsuzluğunu yerinde görebiliyoruz. Bu, vatanını her düşünenin sorumluluk alanına giren bir konudur.

Madalyonun diğer yüzünde ise esnaf, tüccar ve diğer işverenler; kendi ölçülerine göre maaş, sigorta ve olanak sunmalarına rağmen çalışacak, yetiştirilecek insan bulamamaktan şikâyet ediyorlar. En çalışkan ve girişkenleri bile bu konularda ne yapacaklarını bilemeyebiliyorlar. Bu durumlar Anadolu Ahilik kültür ve tatbikine talip olanların sorumluluk ve görev alanı olmalıdır.

Dolayısı ile Ahilik kültür ve terbiyesine benzer olarak sosyo-ekonomik birimlerimiz; yaşam boyu eğitim, iş bulum ve kariyer gelişimi, mezunun, okulu tarafından gerçek anlamda kamu-akademi-özel kesim işbirliği ile takibi, çağdaş uygarlık bilincinin verilmesi, sosyal-psikolojik destek, işverene insan kaynağı yönetimi bilinci ve kurumsal sosyal sorumluluk eğitim ve desteklerinin verilmesi, işyeri yönetimi ve gelişimi takibi gibi ya da benzer şekillerde, insana ulaşan hizmetlerin tüm mekanizmalarını yapılandırılarak yaşama geçirilmesini konu ve hedef edinmelidir.

Nitelikli ortaöğretim, ön lisans (iki yıllık yüksekokul), lisans (dört yıllık fakülte) ve lisansüstü (yüksek lisans veya doktora) eğitimi alanların veya eğitimcilerin, üst düzey kurullar ile politikacı ve bürokratlara ulaşmaları şüphesiz önemli ancak “stratejik ve taktik planlama önermeleri” açısından etkisi geçici adımlardır.

Çünkü kamusal ve diğer kurumsal mekanizmaların hafızası ve yetki kullanımı yetersiz, insan kaynağı eğitimsiz, deneyimsiz ya da sayıca yetersiz kalabiliyor. Ayrıca, karar verici ve uygulayıcılar ile karar konusu olan yönetici, çalışan ve çalışan adayların işleyiş süreçleri birbirinden ayrı düşmüş, kopmuş durumdalar.

Bununla birlikte sahaya inerek, yaşam mücadelesinin dar ve engebeli yollarında ilerleyerek bilgi, beceri ve güven eksikliği içinde kendine yol bulmaya çalışan gençlerimize ve ailelerine, ortaöğretim veya üniversitedeyken, özellikle mezuniyet dönemlerinde birebir ulaşabilmek gerekiyor.

Sistemli biçimde; Cumhuriyet kültür ve terbiyesinin ürünü olarak mahalle mahalle, köy köy iletişime geçip insanımıza ilgi, bilgi, yol ve yordam gösteren mekanizmaları oluşturmayı veya güncellemeyi önemli ve öncelikli görmek gerekiyor.

Ara kurslar, pedagojik (eğitim-öğrenim-davranış bilim) ve sosyokültürel mekanizmalar, teknik eğitim birimleri kurumların bünyesinde ve aynı zamanda yerelde mutlaka oluşturulmalıdır.

Organize Sanayi Bölgeleri (OSB’ler), OSTİM Üniversitesi, OSB Üst Kurulu (OSBÜK), Türkiye Odaları, Borsaları, Birlikleri (TOBB) ve Sektör Meclisleri, TOBB ETÜ (Ekonomi Teknoloji Üniversitesi), Üniversitelerarası Üst Kurul ve Üyeleri, İhracatçılar Meclisi ve Kuruluşları, Esnaf ve Sanatkâr Odaları, üye esnaf, şirket ve öğretim üyeleri ile kamunun ilgili temsilcileri işletme, dükkân ve mahalle ziyaretleri yapabilir, yerinde etkileşime girip sohbet ve seminerler düzenleyerek ilgi, ardından da halktan katılım ve bilgi sağlayabilirler.

Daha sonra da toplanan bilgilerin desteğiyle tüm paydaşlarla “katılımcı özellikte bilimsel anket ve arama toplantıları” düzenlenebilir ve içinde bulunduğumuz hızlı değişim döneminde çözüm ve uygulama modelleri oluşturulabilir. Son iki yüz elli yılda (gerekirse daha öncesinde) geliştirilen sosyo-ekonomik modelleri de çalışmalarda girdi olarak ele almak yararlı olabilecektir.

Tüm bu iletişim, ilişki ve etkileşimlerin gerçekleşme süreçlerinde;

kamu, özel, STK ve bireylerin sağlıklı biçimde paydaş olabilmeleri için; hukuk, ekonomi, işletmecilik, mühendislik, bilişim teknolojileri, eğitim, tarih, toplumbilim, sosyal-psikoloji, aile, işçilik, işverenlik, öğrencilik, vb. gibi temel konu ve kurumlarda uzmanlaşmış insan kaynağını içeren (ticaret odaları kanunundaki gibi) “yarı resmî eşgüdüm birimleri” nin oluşturulması ve köprü işlevi görmeleri sağlanmalıdır.

İş arayan veya çalışan kesim odaklı gözüken bu işleyişin, ilgi ve desteğe muhtaç işveren, yönetici ve meslek kuruluşlarını da destekleyeceği uygulama sürecinde görülecektir.

Biz sıradan insanlar için hayal etmesi güç nitelik ve nicelikteki kurumsal imkân ve kabiliyetlerimiz insana hizmete odaklanırsa, inanıyorum ki sahada erişilen bilgi ile oluşturulan, çağa uygun iletişim ve etkileşim mekanizmaları, “insan (ve sözü çok az edilen) doğa ekosistemi odaklı” katma değer üretim ortamlarına yol açacaktır. Bu da Ahiliğin, 21. yüzyılda duyulan eksiklik ve reform ihtiyacını gidererek “insanı kalkındırmakla başlayan” en önemli ulusal inovasyonların (yeniliklerin) ve uluslararası iş birliklerinin yolunu açabilir.

Taşın altına el koyanlarımız bol, yaratandan ötürü yaratılana ulaşıp hizmete koşanlarımız nitelikli ve çok olsun.

Cengiz Gökdeniz

Dinlemek için tıklayın