Abdi İpekçi ve laiklik üzerine


1 Şubat 1979 günü Milliyet Gazetesi başyazarı Abdi İpekçi’yi, Maçka’daki evinin yakınlarında arabasının içinde vurdular. Bu değerli gazetecinin öldürülmesi Türkiye’de büyük bir yankı uyandırdı.

O yıllarda Sultanhamam’da çalışıyordum. Olay akşam saatlerinde olmuştu. Ertesi gün işyerine gittikten sonra birkaç arkadaş ile çıkıp Milliyet Gazetesi’nin binasının önüne gittik. Sanki oraya gitmekle Abdi İpekçi’ye, çok üzgün olduğumuzu anlatmak ister gibi bir ruh haline bürünmüştük. Her zaman cıvıl cıvıl olan Cağaloğlu Yokuşu yani Bâb-ı Âli, çok sessiz gelmişti. Kimse konuşmuyor gibiydi. Belki de üstümüze çöken ağır hüzün nedeniyle öyle hissetmiştik. Binanın önünde kısa bir süre sessizce durduk, sonra işimizin başına döndük. Yıllar, yıllar sonra bir kitabımda Abdi İpekçi’ye yer vereceğimi nereden bilebilirdim ki…

Abdi İpekçi’nin “Durum” adlı köşesinde yazdığı son yazı, “İran’da Beklenenler” başlığını taşımaktaydı. Ne ilginçtir ki aynı günlerde Humeyni, 14 yıllık sürgün hayatının ardından İran’a dönmüştü. İpekçi’nin öldürülmesi üzerine gazeteci yazar Uğur Mumcu, 3 Şubat günü kaleme aldığı yazısında kıyasıya eleştirdiği hükümete şöyle yüklendi:

“Ve olan oldu! İpekçi öldürüldü!.. Bir hükümet, iktidar koltuğunda ‘iktidar’ olmasını bilmezse, sonuç bu olur! Bir hükümet, güvenlik örgütlerine sözünü geçiremezse, sonuç bu olur! Bir hükümet, olup bitenleri, kapalı tribün seyircisi gibi izlerse sonuç bu olur! O uygar gazeteci, o en yetkin gazete yöneticisi, kanlı kefenler içinde ilerici Türk basınının namusunu simgeliyor şimdi… Ve bu insanlar, sizin iktidarınızda vurulup vurulup öldürülüyorlar. Haram olsun! Verilen oylar ve aldığınız aylık ve ödenekler de haram olsun sizlere!..”

Abdi İpekçi’nin öldürülmesine isyan eden ve içi kan ağlayan Uğur Mumcu, kendisinin de benzer bir akıbete uğrayacağını nereden bilecekti!

Abdi İpekçi’nin öldürülmesinin ertesi günü gazeteler siyah başlıklarla çıktı. Polis, katilin bulunması için çok yönlü bir araştırma başlattı. Katil zanlısının gazetelerde boy boy robot resimleri yayınlandı ve nihayet Mehmet Ali Ağca isimli bir kişi suikasttan beş ay sonra İstanbul’da bir kıraathanede kâğıt oynarken yakalanıp cezaevine konuldu.

Ağca, yakalandıktan üç gün sonra polis tarafından “serbest bırakılması” talebiyle sıkıyönetim savcılığına sevk edildi. Ancak savcılık, görgü tanıklarıyla Ağca’yı yüzleştirdi. Tanıklar, Ağca’yı teşhis edince 15 günlük sorgunun ardından “katil zanlısı” olarak mahkemeye gönderildi. (Basın)

Ağca,  Kasım ayında bir grup tarafından cezaevinden yurt dışına kaçırıldı. 1981’de, Papa II. Ioannes Paulus’a suikast girişimi ile dünya kamuoyunun gündemine oturdu. Papa suikastı nedeniyle İtalya’da ömür boyu hapis cezasına çarptırılan Ağca, Papa tarafından affedildi. 2000 yılında İtalya Cumhurbaşkanı’nın affını onaylamasıyla Türkiye’ye iade edildi. 1991 yılında yürürlüğe konulan İnfaz Yasası gereği cezası 10 yıl hapse çevrildi. Gasp suçlarından aldığı 36 yıl hapis cezası ise çıkartılan Af Yasası nedeniyle 7 yıla indirildi.  2006 yılının Ocak ayında da serbest bırakıldı.

Mehmet Ali Ağca’nın yakalanması bir mizansen miydi, yoksa gerçek miydi bilinmez ancak mahkemede sarf ettiği şu cümle İpekçi’nin katili olup olmadığı konusunda bugün bile kuşku yaratmaktadır:  “Ben Abdi İpekçi’nin katili değilim. Sadece aktörlük yaptım!”

Mehmet Ali Ağca’nın bu cümlesi dikkate alınmadı. Yurt içi ve yurt dışı bağlantıları hiçbir şekilde tespit edilemedi. Suikast emrini kimin ya da kimlerin verdiği ise hâlâ aydınlatılamadı. 

1979 yılı tıpkı 1993 yılı gibi aydın kıyımının çok fazla gerçekleştirildiği bir yıl olmuştur. İçlerinde gazeteci İlhan Egemen Darendelioğlu, Prof. Dr. Ümit Doğanay ve Prof. Dr. Cavit Orhan Tütengil’in de bulunduğu öğretim görevlileri, öğretmenler, emniyet görevlileri ve hukuk insanları öldürülür. Çıkan olaylarda masum insanlar hayatlarını kaybeder. Sıkı yönetim ilan edilir.

Terör olayları yoğunluk kazanmışken Ankara’da, “MSP Millî Görüş Kültür Sarayı” adı verilen binada,  gizli atış poligonu ortaya çıkarılır. Binada, MSP Yenimahalle İlçe Merkezi, Millî Türk Talebe Birliği (MTTB) ile Akıncılar Lokali de faaliyet göstermektedir. Güvenlik güçleri yaptıkları aramalarda, atış poligonunun yanı sıra, Türkiye’de Humeyni benzeri bir ayaklanmayı başlatmayı amaçlayan bildiriler ele geçirirler. Bu arada İmam Ayetullah Humeyni, İran’da Muhammed Rıza Pehlevi rejimine son vermiş, İslam Cumhuriyeti’ni kurmuştur. Humeyni artık; İran İslam Devrimi’nin siyasî, hukukî ve ruhanî lideridir.

O günlerin MSP taraftarı kişi ve kurumlarının silahlanma ve Türkiye’de şeriata dayalı bir din devleti kurma hayallerinin günümüzde de devam ettiğini görmekteyiz. İktidar yanlısı kişilerin ekranlarda ellerinde silahla verdikleri pozlar, iktidar mensubu gençlere verildiği iddia edilen kayıt dışı silahlar, iktidara muhalefet etmeye kalkan kim varsa “öldürme” tehditleri ki, 103 generale yöneltilen;  “103 tane dengesiz sanki bir mesaj vermiş. Sıkıysa bir daha deneyin. Yatacak mezarınız olursa namerdim, denemesi bedava”* ve son olarak “Bizler için kefen giymiş bir lider var. Biz de kefenli liderin kefenli askerleriyiz. 200 bin kişilik ordumuz var, savaş veriyoruz.”** tehditleri bunlara sadece birer örnektir.

Şubat ayı, Anayasa’nın laiklik ilkesinin kabul edilmesi gibi, Cumhuriyet’in çok önemli bir uygulamasını içinde barındırdığı için çok önemlidir.

5 Şubat 1937 tarihinde Anayasa’da yapılan değişiklikle devletin cumhuriyetçi, milliyetçi, halkçı, devletçi, laik ve inkılâpçı bir devlet olduğu kabul edilerek devletin laikleştirilmesi sağlanmıştır. Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti’ni insan haklarına dayalı millî, demokratik ve laik sosyal bir hukuk devleti esasları üzerine inşa etmiş ve kurucusu olduğu Cumhuriyet’i laiklik ilkesi ile güvenceye almıştır. Ancak Türkiye Cumhuriyeti Devleti, üzerinde yer aldığı coğrafî konum ve İslam dinine mensup olmanın üstünlük ve yararı nedeniyle çok ağır bedeller ödedi ve görünen o ki ödemeye de devam edecek; etnik ve dini kimlikler üzerinden ayrıştırmaya çalışılmak suretiyle…

Yazıyı Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bir sözüyle bitirmek istiyorum:

“Laiklik asla dinsizlik olmadığı gibi, sahte dindarlık ve büyücülükle mücadele kapısını açtığı için, gerçek dindarlığın gelişmesi imkânını temin etmiştir. Laikliği dinsizlikle karıştırmak isteyenler, ilerleme ve canlılığın düşmanları ile gözlerinden perde kalkmamış Doğu kavimlerinin fanatiklerinden başka kimse olamaz.”

Abdi İpekçi ve tüm devrim şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyoruz.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti ilelebet payidar kalacaktır…

Tülay Hergünlü – SMMM

 

Dinlemek için tıklayın

 

Yararlanılan Kaynaklar:
Tülay Hergünlü; İngiliz Sicimi’nden Amerikan Bezi’ne
*https://odatv4.com/guncel/elinde-silahi-alan-akpli-amiralleri-tehdit-ediyor-16042105-205811
**https://odatv4.com/siyaset/osmanli-ocaklari-200-bin-kisilik-ordumuz-var-savas-veriyoruz-219494


One thought on “Abdi İpekçi ve laiklik üzerine

  • 2 Şubat 2022 tarihinde, saat 00:27
    Permalink

    Kalemine sağlık. Çok önemli ve okunası bir yazı yazmışsın yine.?

Yorumlar kapatıldı.