7 milyardan fazla insan ve din


“2020 yılı için dünya nüfusunun 7 milyar 794 milyon 798 bin 729 kişi olduğu tahmin edildi.”*

“Beş parmağın beşi bir olmaz” atasözünde olduğu gibi insanoğlu hem benzerdir hem de farklıdır.  Yani 7 milyardan fazla insan, insan görünümündedir ancak; zihin yapısı, ruh dünyası, algısı, aklı, mantığı, zekâsı, duygusu, düşüncesi, bedeni ile illa ki farklıdır. Her insan, mantalitesi yani anlayış ve düşünce gücünün gereği olarak; kişilere, olaylara, kavramlara, sistemlere, bilime, evrene farklı bakar. Bu durum din konusu için de geçerlidir. Allah “en yücedir” derken bunun göreceli bir ifade olduğunu biliriz çünkü her insanın “en yüce” sınırı da farklıdır ve çünkü bu bir bilinç meselesidir.

Bu düşüncelerimi paylaşmamın nedeni, son günlerde ülkemizde hemen her konuyu “din” e bağlayan açıklamaların yapılmasıdır.  “Ağzı olan konuşuyor” misali ahkâm üzerine ahkâm kesilmesidir. Oysa ki İslam dini hiç kimsenin ya da kurumun bir takım “heva ve heves” lerini yani istek ve arzularını tatmin için gelmemiştir. Ancak gelinen noktada görüyoruz ki, İslam dini, hem dünyada hem de ülkemizde belli odakların elinde “şeriat” adı altında ya siyaset ve yönetme aracı oluyor ya da kan kaybeden iktidarlar için can suyu niyetine kullanılıyor. Sadece kullanılmakla da kalmıyor; Allah’ın indirdiği din bir kenara atılıyor, yerine konan kul uydurması din, fetva adı altındaki palavralarla toplumlara dayatılmaya çalışılıyor.

Kur’an’da yüze yakın yerde geçen “din” kelimesi bile; hükmetmek, yönetmek, galip gelmek, hal ve tavır, ceza ve ödül, boyun eğmek, isyan, hesaba çekmek, hesap vermek, örf, ün, sakınmak, köleleştirmek, yönetici atamak** gibi çok farklı anlamlar taşırken, birileri çıkıyor, ağızlar eğilip bükülüyor ve işte “din” budur deniyor. Kur’an da diyor ki: “Dillerinizin yalan nitelemelerinden dolayı ‘şu helaldir, bu haramdır’ demeyin. Yoksa Allah’a karşı yalan uydurmuş olursunuz…” (Nahl / Bal Arısı, 116)

Ayrıca “Bugün size dininizi bütünledim ve size olan nimetimi tamamladım.” (Maide / Sofra, 3) diyen Yaratıcı, “Dinde zorlama yoktur.” (Bakara / Düve, 256) ifadesini de kullanarak insanı seçim yapma konusunda özgür bırakıyor ve ondan ısrarla aklını kullanmasını istiyor.

Şimdi soralım: Ülkemizde yaşayan seksen milyondan fazla insanın her biri, din konusunda özgür iradesini ve aklını kullanma hakkına sahip değil midir?  Ya da Yaratan, “Dinde zorlama yoktur.” derken eksik mi bırakmıştır da gaflet içinde yapılan açıklamalarla din, oyun ve eğlence haline getiriliyor?
***
Mustafa Kemal Atatürk, Diyanet İşleri Başkanlığı’nı kurarken amacı; yüzyıllardır tebaa zihniyeti içinde yaşamaya mahkûm edilmiş, din sömürüsü ile karşı karşıya bırakılmış Türk milletinin İslam açısından aydınlanmasını sağlamak ve onu sahtekâr, riyakâr ve de vatan haini sözde din adamlarının elinden kurtarmaktı. Burada “OKU!” adlı çalışmamızdan bir paragraf paylaşalım:

“Vahiy olarak aktarılan sözler, muhatabı olan toplum tarafından açıkça anlaşılmalı ve üzerinde düşünülmelidir. Bu nedenle, Arap toplumuna indirilen Kur’an, Arapçadır. ‘Kendilerine açıkça anlatabilmesi için, her elçiyi kendi ulusunun dili ile gönderdik.’ (İbrahim,4) cümlesi ile de bu durum kesin olarak belirtilir. Kur’an ayrıca, anlaşılır olduğunu ve okunması gerektiğini; ‘Ancak Biz, anmaya çalışsınlar diye onu senin dilinde kolaylaştırdık.’ (Dûhan / Duman,58) şeklinde vurgular. Her insanın Arap dilini bilmesi mümkün olmayacağına göre, Kur’an okumak isteyen kişi, kendi dilindeki çevirisini okuyacaktır. Atatürk de bu düşünceyle Kur’an’ı Türkçeye çevirtmiş ve dinin temel kaynağını halkın kendi dilinde okuyup anlayabilmesinin önünü açmıştır”. (s.32)

Devletimizin kurucusu, milletine karşılık beklemeden hizmet eden Gazi Mustafa Kemal Atatürk, bir tebaadan ulus yaratırken İslam dininin ülke insanının damarlarındaki etkisini biliyordu. Bu damarlar yüz yıllardır – üstelik de Kur’an’a aykırı olarak- bilimi günah diye dayatan cehaletin zehriyle tıkanmıştı. Atatürk, bu tıkanıklığın açılmasını ve İslam dinini her vatandaşın, devrin olanaklarıyla daha yakından tanımasını istiyordu. Bu bağlamda aydınlanma hizmeti veren Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk Diyanet İşleri Başkanı, Kurtuluş Savaşı’nın kahraman hocası Rıfat Börekçi’yi, Kur’an’ı Türkçeye çevirerek, tefsir ederek milletin hizmetine sunan değerli din bilgini Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır’ı ve de bu aydınlanma yolunda emeği geçen herkesi saygıyla anıyoruz

Yüz yıl öncesinin şartlarında durum değerlendirilmiş ve gereken yapılmıştı. Ancak bugün farklı bir yüz yıldayız. Teknoloji ve iletişimdeki hızlı gelişme ve bu gelişmeyle artan imkânlar sayesinde bilgi, artık açık değil apaçık bir okyanus halinde akıp gidiyor. Tüm bilgiler / veriler gibi, İslam’a ait bilgiler / veriler de elbette sınırları her gün genişleyen bu okyanusun içinde mevcut. Yüzlerce tercüme ve tefsire bir tıkla ulaşmanız, kıyaslama yapmanız mümkün; okuyamadığınız durumda, dinlemeniz mümkün. Hal böyle iken, karides ve midyenin haramlığı, günaydın sözcüğünün İslam’a aykırılığı ya da fakir fukaranın cennette yedi kat yüksekte olacağı gibi akıl dışı sözleri elbette dinlemeyeceğiz. Dinlemeyeceğimiz gibi, bunlarla gündem değiştireceğini sananlara da şöyle diyeceğiz:

Fakirle, fakirlikle alay etmeyin. Onlara israf ve sabır edebiyatı yapmayın çünkü “ele verir talkını kendi yutar salkımı” durumunda kalıyorsunuz. Ekmeği zor bulan fakiri, sizin midyeniz ilgilendirmiyor ve fakirin günü aydınlanmıyor çünkü fakir, gökyüzünde değil yerin yedi kat dibinde nefes almaya çalışıyor.

Bir sözümüz de havaleciliği bir türlü bırakmak istemeyenlere olacak: Ekranlara çökerek din satan ve bundan maddi çıkar sağlayan “hoca” sıfatlı kişilere: “Sizi izleyerek Müslüman olmaya çalıştım, kabul olur mu?” gibi abes ötesi sorular sormaktan vaz geçin. Siz bu sorularınıza devam ettikçe birileri de kendini âlim sanmaya devam edecek. Elinizdeki akıllı telefonla her türlü işinizi görebildiğinize göre kendi dilinizde, anlayarak bir meal okumak da o kadar zor olmayacaktır. Zaten, dinciye yol aldıran, aydının din konusundaki cehaleti değil midir?

Yıl 2021… İslam’ın kitabı; “Sizden bir ücret istemeyenlere uyun. Onlar doğru yoldadırlar.” (Yâ -Sîn, 21) diyorsa, din adına artık bu ifadenin gereğini yapalım ve insanımızı “Biz ona şah damarından daha yakınız.” (Kaf,16) diyen Yaratıcı’sıyla baş başa bırakalım.

Söz konusu gerçek inançsa da öncelikle, birilerinin alın teriyle oluşan kamu malını diğerlerinin talan etmesini seyretmeyelim ve asıl korumamız gerekenin “kul hakkı” olduğunu bilelim.

Canan Murtezaoğlu

Dinlemek için tıklayın 

 

 

Yararlanılan Kaynaklar:
*https://data.tuik.gov.tr/Bulten/Index?p=World-Population-Day-2021-37250

** Yaşar Nuri Öztürk; Kur’an’ın Temel Kavramları, Yeni Boyut, s. 85